(6762 S. K. m. 405) (1086 S. K. m. 17) (2675 S. K. m. 34, 38)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 03.11.2006 tarih ve 2006/256 - 2006/533 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 31.03.2009 gününde davacı avukatı Müge Karakaya ile davalı avukatı Süleyman Yılmaz gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil edip, geri ödemediğini, bunun üzerine müvekkilince davalı şirket aleyhine Essen yetkili yerel mahkemesinde alacak davası açıldığını, açılan bu davada verilen karar ile davalı tarafından 17.895,22 Euro ana paranın 04.04.2000 tarihinden itibaren %5 faiziyle birlikte müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, yargılama masrafları olarak "Masraflar Tespit Kararı" ile yargılama masrafları olan 1.872,64 Euro'nun 20.05.2005 tarihinden itibaren %5 faiziyle birlikte ayrıca ödenmesinin hüküm altına alındığını, kararın kesinleştiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla Alman Essen Eyalet Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararın ve masrafların tespitine ilişkin ek karar ile usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, somut olayda açıkça Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine haiz bir konu ve bu konuya ilişkin verilmiş bir yabancı mahkeme ilamının söz konusu olduğunu, ilamın yetkiyi düzenleyen Türk kamu düzenine de açıkça aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirketin ortağı olup, TTK'nun 405. maddesi uyarınca ortaklığa verdiğini geri isteme hakkının bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, Türkiye ile Almanya arasında karşılıklılık şartının mevcut olduğu, davacının davalı şirkette 426 adet hissesinin bulunduğu, böyle bir davada yetkili mahkemenin HUMK'nun 17. maddesi uyarınca Yozgat Mahkemeleri olduğu, Türk mahkemelerinin bu yetkisinin kesin bulunduğu, ayrıca ibraz edilen tenfiz kararının gıyapta verilmekle davalıya savunma hakkının da tanınmadığı, tenfizi talep edilen karar için 2675 sayılı Yasa'nın 38. maddesinde öngörülen yasal koşulların oluşmadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi'nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK'nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa'nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri'nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri'nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler'in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve savunma imkanının davalıya tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 39 hisse sahibi olup, HUMK'nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili olduğu, tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen Münih 1. Asliye Hukuk Mahkemesi karar tercümesinde yazılı Uluslararası hukuki yardımlaşma yoluyla davalıya 10.11.2004 tarihinde dava dilekçesi tebliğ edilmiştir. Davalıya aynı zamanda 3 hafta süre tanınarak dava hakkında kendisini müdafaa edip etmeyeceği sorulmuştur. 21.12.2004 tarihinde Türkçe yazılı bir metin mahkeme gelmiştir. şeklindeki ifadeden, dava dilekçesinin davalı tarafa usulünce tebliğ edildiği ve savunma imkanı tanındığı anlaşılmakta olup, kararın gıyapta verilerek, davalıya savunma imkanı tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı görülmektedir.
MÖHUK'nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md.38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla, yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir (Prof. Dr. Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10.Baskı, sayfa 399-400).
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri, tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez. Mahkemece, tenfizi istenilen Münih 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25.02.2005 tarihli karar üzerinden inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK'nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir halin olup olmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 625,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy