(3167 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.06.2008 tarih ve 2007/122-2008/291 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin keşidecisi Ö. K. olan davalıya ait çekin hamili olduğunu, keşidecisinin kimliğinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını, takibin sonuçsuz kaldığını, davalının çek hesabı açarken üzerine düşen yükümlülükleri ihlal ettiğini, müvekkilinin zararına neden olduğunu ileri sürerek, 18.386.81 YTL zararın tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin bir kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı tarafından Ö. K. adına açılan hesaptan keşide edilen çekin hamili olduğu, keşidecinin nüfus bilgilerinin farklı bulunduğu, ancak hesabı açanın ve çekin keşide edenin gerçek Ö. K. olup olmadığı yönünde bir tespit olmadığı, davacının başlattığı icra takibinde gerçek Ö. K. veya onun kimliğini kullanana bir tebligat yapılmadığı, sahtecilik veya dolandırıcılık konusunda itiraz ve şikayetin olmadığı, davacının davalıya başvurabilmesi için gerçek borçluya karşı tüm yasal yolların tüketilmesi gerektiği, henüz dava açma hakkının doğmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 08.02.2010 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava, çek hesabı açılmasında davalı bankanın özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan zararın tazminine ilişkindir.
Mahkemenin kabulünün aksine, dava konusu çekin keşide edildiği hesabın Ö. K.'ın kimlik bilgileri kullanılarak düzenlenen sahte bir nüfus cüzdanına dayalı olarak açıldığı taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Keza, davalı banka tarafından kimliği belirsiz bir kişi adına düzenlenen çek hesabından anılan kişiye çek karnesi verildiği, söz konusu kişinin, bu şekilde açılan hesaptan, davacı ile arasındaki ticari ilişki çerçevesinde dava konusu çeki keşide ettiği, çekin karşılıksız çıktığı da toplanan delillerle sabittir. Bu durumda davalı bankanın çek hesabının açılmasında, 3167 sayılı Yasa'nın 2., TTK'nun 20/2. maddeleri çerçevesinde, kendisinden beklenilen özen ve basireti göstermediği, çekin kimliği belirsiz bir kişi tarafından keşide edilmiş olması, karşılığının bulunmadığının saptanması ve TTK'nun 695/1. maddesinin son cümlesi de gözetildiğinde, davalı bankanın kamu güvenini haiz bir kambiyo senedinin bu biçimde tedavüle sunulmasında ve karşılığının bulunmamasında kusurlu olduğu ve bu ihmali nitelikteki fiilinden ötürü, haksız fiil hükümleri çerçevesinde davacıya karşı sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Davacının söz konusu zararına davalı banka ile birlikte kimliği belirsiz çek keşidecisinin suç teşkil eden haksız fiili suretiyle yol açtığı kuşkusuzdur. Bilindiği üzere, BK'nun 51. maddesi uyarınca birden fazla kişinin çeşitli nedenlere dayalı olarak bir zarara yol açmaları halinde birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele yapılır. Diğer bir söyleyişle, bu hükümden, bu gibi kişiler arasında BK'nun 50. maddesi anlamında bir müteselsil sorumluluk bulunduğu anlaşılmak gerekir. Somut olay bakımından, yukarıda yapılan açıklamalar da gözetildiğinde, davalı banka ile dava dışı çek keşidecisi arasında bu biçimde bir eksik müteselsil sorumluluk bulunduğu, her ikisinin de zarardan, tıpkı tam teselsül halinde olduğu gibi, tümüyle sorumlu oldukları kabul edilmelidir.
BK'nun 142. maddesi uyarınca alacaklı, müteselsil borçluların tümünden yahut birinden borcun tümünü yahut bir kısmını istemekte serbest olup, özellikle maddenin ikinci fıkrası ile 145. madde hükümleri bir arada gözetildiğinde, müteselsil borçluların her birinin borcun tümü ödeninceye değin alacaklıya karşı sorumluluklarının devam edeceği hükmü karşısında, yerel mahkemenin zararın tazminine ve hatta müteselsil borçluların birbirine rücu hakkına ilişkin hususlara temas ettiği anlaşılan değerlendirmesinin, zararın doğumuna teşmil edilmek suretiyle davalı banka hakkındaki davanın reddine karar verilmesinde isabet bulunmadığından, hükmün bozulması görüşündeyim.
Öte yandan, zararın doğması ile tazmininin farklı kavramlar olarak ele alınması gerekmekte olup doğmuş bir zararın sonradan giderilmiş (tazmin edilmiş) olmasının zararın hiç doğmamış sayılmasını gerektirmeyeceği düşünüldüğünde, davacının henüz zararının oluşmadığı yolundaki görüşe itibar olunamayacağı kanısındayım. Öyle ki, dava konusu çekin TTK'nun 692. maddesi uyarınca kayıtsız ve şartsız bir ödeme vasıtası olduğu açık olup aksi iddia ve ispat olunmadığı da gözetildiğinde, çekin karşılıksız çıkması ile birlikte davacının mamelekinde aktif olarak bir azalma, pasif olarak ise bir artma husule getirmesi nedeniyle davacının zararının oluştuğunun kabulü gerekir. Şu halde, davalı bankanın ihmali nitelikteki fiilinden ötürü davacının, en erken çekin karşılıksız çıktığı tarihte doğan bir zararının varlığında da duraksanmamalıdır.
Full & Egal Universal Law Academy