(6762 S. K. m. 866, 921) (5718 S. K. m. 31) (818 S. K. m. 44) (1086 S. K. m. 35) (2004 S. K. m. 45)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.06.2008 tarih ve 2007/445-2008/391 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı HSH Nordbank A.G. vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 24.03.2009 gününde davacılar vekilleri Av. A.K. ve Av. A. K. ile davalı vekilleri Av. F.Ü., Av. A.D.Ç. ve Av. A.E.B. gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi G.G. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, Karahasan Denizcilik Şirketler Grubuna ait müvekkilleri ile davalı Alman bankasının selefi arasında değişik tarihlerde davacı şirketlere ait birer gemi için sözleşmesi imzalandığını, gemilerin faaliyetinden sağlanan navlun gelirleriyle yapılan ödemelerle borcun ödendiğini ve gemilerden birisinin kısmi bakiye borcu muaccel hale gelmediği halde davalı tarafından değişik yabancı ülkelerde bu gemilerin haksız biçimde seferden alınarak tutuklandığını, Çin'deki geminin ise satışı kararı alındığını, asıl kredi veren ve ipotek lehdarı olan Hamburger Landesbank'ın başka bir banka ile birleşerek H.S.H. Nordbank A.G.'ye dönüştüğünü, HSH A.G.'nin ipotek hakkına sahip olmadığını, buna karşın müvekkillerinin ödeme girişim ve önerilerini reddederek haksız ve zararlandırıcı işlemlere yöneldiğini müvekkillerince 2001 yılından bu yana (26.616.287,87) USD ödeme yapıldığını, yabancı ülke limanlarında bağlı tutulan gemlerin değerinin bakiye borcun çok üzerinde bulunduğunu, konusuz kalan ipoteğe dayanılarak temerrüt dahi oluşmadan gemilerin çok düşük bedelle satılmaya çalışıldığını, bu gerçekleşirse iyiniyetli alıcıların da mağdur olacağını davalı HSH Nordbank'ın TTK'nun 921/3'ncü maddesine uygun temlik ve tescil işlemi yapmadığını, sözleşmenin 12. maddesiyle öngörülen temerrüt sonrası iki haftalık ihbar süresinin tanınmadığını, esasen müvekkillerinin temerrüde düşürülmediğini, ipotek anlaşmalarında Türk hukuku yetkili kılındığı halde davalının yetkisiz yabancı mahkemelerde o ülkeler hukukuna göre gemilerin satışını istediğini, TTK'nun 866'ncı maddesiyle Türk gemi siciline kayıtlı gemilerin mülkiyetinin edinilmesi ve kaybının Türk kanunlarına tabi olduğunu, aynı yasanın 892'nci maddesine göre yola çıkmaya hazır geminin cebri icra yolu ile satılamayacağını ve ihtiyaten haczedilemeyeceğini, davalının haksız eylemleri sonucu gemilerin çalışmamasından dolayı zarara uğranıldığını, müşteriler (kiracılar) ve onlarında sorumlu olduğu yük sahiplerinin gemilerin yükümlülüklerini yerine getirememesinden, gemilerin bağlı kaldığı liman ve tutuklamalara ilişkin masraflardan, yapılan yargılama masraflarından, yakıt, kumanya ve personel giderlerinden, düşen iş bağlantılarından ve kaybolan ticari itibardan doğan zararlardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik (50) milyar TL tazminatın reeskont faiziyle davalıdan tahsilini, gemiler hakkındaki seferden men kararlarının tedbiren kaldırılmasını, birleştirilen davada ise gemilerin yurt dışında gerçek değerlerinin çok altında bir fiyatla satıldığını, bunun asıl davaya konu zarar kalemlerine ek yeni bir zarar kalemi oluşturduğunu ileri sürerek, tüm zararlar için şimdilik (50.000) USD'nin 15.09.2003 tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 24.08.2004 tarihli dilekçeyle de asıl davadaki istem (7.272.947.899.071) TL'ye birleştirilen davadaki istem (59.627.195,61) USD'ye çıkarılmıştır.
Davalı vekili, kredi sözleşmeleri uyarınca Hamburg Mahkemeleri'nin yetkili olduğunu gemilerin yabancı ülkelerde satılması ve davacı şirketlerle ilgili yargılamalara katılınıp savunma haklarının kullanıldığını, aynı konuda 6. Ticaret Mahkemesi'nde derdest dava bulunduğunu ve bu dava sonucunun beklenmesi gerektiğini, kendi edimini yerine getirmeyen davacı tarafın kusurlu olduğunu, bankanın kredi güvencesi gemileri hukuki yollardan satarak alacağını tahsil ettiğini, davacının zararının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davaların kabulüne dair verilen karar, ilk olarak görev yönünden bozulmuş, H.G.K'nun direnme kararının onanması üzerine yeniden yapılan inceleme ile Dairemizin 13.10.2006 tarih 2006/8091-10232 sayılı kararı ile bozulmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, MÖHUK 31. maddeye göre yabancılık unsuru taşıyan borç doğurucu hukuki ilişkilerden kaynaklanan davalarda taraftara yabancı bir devlet mahkemesini yetkili kılma yönünde tanınan hakkın kamu düzeni veya münhasır yetki esasının geçerli olduğu hallerde uygulanamayacağının öngörülmesi nedeniyle yetki itirazının yerinde olmadığı, ipotek sözleşmesinin 17/a maddesine göre tarafların ipoteğin T.C. yasalarına göre yorumlanacağı ve yürütüleceği hususunda anlaştıkları, takip hukuku hükümlerinin kamu düzenine ilişkin olduğu, bunun aksinin taraflarca kararlaştırılamayacağı, 17/b maddesinde yetkili mahkemenin somut olarak gösterilmemiş olması nedeniyle bu maddeye itibar edilemeyeceği, birleşme sonucu hak sahibi olan davalı bankanın artık kredi ve ipotek sözleşmelerine uymakla yükümlü olduğu, yola hazır bir geminin cebri icra yolu ile satılmaktan muafiyeti navlun sözleşmelerinin bitimine kadar devam edeceği, geminin yolculuk sırasında ve uğradığı ara limanlarda cebri icra yolu ile satılması ve ihtiyaten haczinin mümkün olmadığı, taraflar arasında ki sözleşmeye göre borç miktarının borçlu tarafından bilinebilir olmadığı, sözleşmenin kurulduğu 1996 yılından 2003 yılına kadar davacılarca ödeme yapıldığı, ancak düzensiz oldukları 5 banka kayıtlarındaki erken ödemelerin navlun bedellerinin alınmasından kaynaklandığı, taksitler batanından davacıların ödeyecekleri borcun miktarını belirleyebilmeleri mümkün değil ise borcun muaccel olmasının söz konusu olmadığı, davacılara net bir şekilde borç tutarı ve faiz tutarının bildirilmediği, borcun muaccel olmadığı, somut olayda B.K.'nun 44. maddesinin uygulanma alanı bulunmadığı, sözleşme kurallarına aykırı olarak davalının haksız fesih suretiyle sözleşme tarafına zarar verdiği gerekçesiyle, asıl ve ıslah ile açılan davanın kabulü ile toplam 7.272.947,89 TL'nın davalıdan tahsiline, birleşen davada davanın kabulü ile, 59.627.195,61 TL'nın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve Dairemizin 13.10.2006 tarih 2006/8091-10232 sayılı bozma ilamına uyan mahkemece oluşturulan bilirkişi heyetinin teşekkül tarzına yönelik itirazlarının değerlendirilmemiş olması nedeniyle davalı vekili tarafından ilk olarak 12.05.2008 tarihinde mahkeme heyeti reddedilmiş olup, mahkemece bu ret istemi davayı uzatmaya yönelik olduğu gerekçesiyle H.U.M.K.'nun 35/3. maddesi uyarınca geri çevrilmiş, davalı vekili bu kez 22.05.2008 tarihinde benzer nedenlerle mahkeme heyetini tekrar reddetmiş ise de, mahkeme heyetini reddine ilişkin ilk redde benzer nedenlerin yeniden ileri sürülmesi usulsüz olduğu gibi, mahkemece ilk ret isteminin reddi gerekçelerini ortadan kaldıracak bir neden bulunmadığına yönelik mahkemenin saptamasında da bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin son celse mahkemenin karar yeter sayısının bulunmadığı ve mahkeme heyetinin reddine yönelik istemin usulsüz olarak reddedildiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı şirketler ile davalı Alman Bankası arasında 1994 ile 1996 yılları arasında düzenlenen kredi sözleşmeleri ile davacı şirketler tarafından davaya konu dört geminin satın alınarak bu gemiler üzerinde davalı Alman Bankası lehine 1995 ve 1996 yıllarında ipotek sözleşmeleri ile 1. derece ve 1. sıra ipotek tesis edilmiştir.
Davalı banka tarafından kredi ödemelerinin yerine getirilmediğinden bahisle gemilerin bulundukları ülkelerde önce seferden men ettirilerek daha sonra o ülkelerde açılan davalar neticesinde satışına karar verilip, gemilerin açık artırma yolu ile satılarak satım bedellerinin kredi borcuna mahsup edilmiş olduğu hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davacılar vekili dava dilekçesi ile kullandırılan kredilerden dolayı temerrüde düşmemiş ve borcun büyük kısmını ödemiş olmalarına ve ipotek sözleşmelerinde Türk Hukuku'nun uygulanacağı yönündeki düzenlemeye rağmen kredinin zamansız tasfiye edilmesi suretiyle gemilerin seferden men edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüş, birleşen dava ile de, gemilerin yabancı mahkeme ilamlarına dayanılarak satılmasının haksız eylem niteliğinde olduğundan bahisle, uğradıkları zararların tahsilini talep etmiştir.
Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlığı, dört başlık altında toplamak mümkündür.
A- 1994 ile 1996 yılları arasında düzenlenen kredi sözleşmeleri kapsamında borçlu davacı şirketlerin gemilerin seferden men edildikleri tarihlerde kredi borçlarından ötürü temerrütlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği, temerrüt yönünde şeklen kredi şartlarının 12. maddesine göre istem yapılmamış olsa da taraflar arasında borcun ödenmesine ilişkin süre gelen durum ve son gelişmelere ve gemi ipoteğine ilişkin sözleşmenin 17/b maddesi ve gemilerin hareket eden varlıklar oldukları da gözetildiğinde, davalı bankanın muaccel ya da müeccel bir alacağının teminatını teşkil gemilere açıklanan biçimde tedbir uygulatmış olmasının haksız olup olmadığı, bir başka ifade biçimiyle, söz konusu uygulamaların taraflar arasındaki sözleşmeye uygun düşüp düşmediği,
B- Davalı bankanın yabana mahkemelerde dava açmasının gerek taraflar arasındaki kredi ve ipotek sözleşmelerine ve gerekse de milletlerarası hukuka aykırı olup olmadığı,
C- Yabancı mahkemelerden alınan ilamların infazının yine o yabancı ülkelerde yapılmasında belirtilen açılardan hukuka uygunluk bulunup bulunmadığı,
D- Bankanın tevessül ettiği bu işlemlerden dolayı davacı şirketlerin zararının bulunup bulunmadığı ve zarar var ise ne şekilde tazmin edileceği ve miktarının ne olduğu, hususlarıdır.
O halde, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta ilk olarak incelenmesi gereken yukarıda (A) bendinde açıklanan husus olup, Dairemizin 13.10.2006 tarih 2006/8091-10232 sayılı bozma ilamında da belirtildiği üzere kredi şartlarının 12. maddesinde hükme bağlanan temerrüt koşulları kapsamında ve fakat hiç kuşkusuz bu koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği salt şekli anlamda değil tüm dosya içeriği deliller gözetilerek değerlendirilip, varılacak sonuç çerçevesinde davacıların davalı bankadan aldıkları kredilerden dolayı ihtiyati tedbir niteliğinde gemilerin seferden men edilmelerinin haklı görülüp görülemeyeceğidir.
Mahkemece atanan bilirkişiler tarafından yapılan inceleme ile de belirlendiği üzere, taraflar arasında akdedilmiş kredi sözleşmeleri sürekli borç ilişkisi kuran bir sözleşme olup, buna göre kredinin dokuz yıllık süre içerisinde otuzaltı taksitte ödeneceği, bunun yanında gemilerin şimdiki ve gelecekte sahip olacağı charter kirası, navlun ve sair kazançlarının da davalı bankaya temlik edileceği kararlaştırılmıştır.
Dosya içerisinde bulunan kredi sözleşmeleri, hesap cetvelleri, taraftarların birbirleri ile yaptıkları yazışmalar ve davacı şirketler tarafından davalı bankaya yapılan ödemeler incelendiğinde, kredi sözleşmelerinin kurulduğu 1996 yılından, taraflar arasında yeniden yapılandırma sözleşmesinin yapıldığı 2003 yılına kadar periyodik yani düzenli zaman aralıkları ile bir ödeme vakıasının bulunmadığı, davacı şirketlerin ödemelerini büyük oranda geciktirerek yerine getirdikleri, tarafların çeşitli toplantılar ile bir araya gelerek çözüm aradıkları ve nitekim 25.04.2003 tarihinde Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi'nin düzenlendiği ve bu sözleşme kapsamında davacı şirketler tarafından 30.04.2003 tarihinde yapılması gereken ödemenin davalı bankanın talebine rağmen davacı şirketler tarafından gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim yabancı mahkemelerde yapılan yargılamalar sırasında da bu husus üzerinde durularak davacıların kredi borçlarından dolayı temerrüde düşmüş oldukları sonucuna varılmıştır. Bilindiği üzere, devletlerin ülkeleri üzerinde sahip oldukları hakimiyet hakkının bir tezahürü de yargı yetkisini kullanmak hakkıdır. Her devlet, bu yargı hakkını bağımsız mahkemeleri vasıtasıyla kullanır. Bu sebeple, mahkemelerin verdikleri kararları yabancı devletlerin denetleme, onaylama, iptal etme, yok sayma gibi hak ve yetkileri yoktur. Açıklanan bu ilkenin doğal bir sonucu olarak somut olayda yabancı devlet mahkemelerinin taraflar arasındaki kredi sözleşmesini denetleyerek davaların açıldığı tarihlerde davacı şirketlerin temerrütlerinin gerçekleştiği yolundaki yabancı mahkeme kabullerinin Türk Mahkemesi'nde yeniden denetlenmesi ve ona bir takım hukuki sonuçlar bağlanması mümkün değildir. Öte yandan, değinilen yabancı mahkeme kararlarının, Türkiye'de icra edilmesi (tenfızi) yolunda açılmış bir dava bulunmadığından, işbu davada, sözü geçen yabancı ilamların tenfiz koşularını taşıyıp taşımadığı tartışılamaz ise de, ilamın taraflarından herhangi birinin söz konusu kararlarda saptanan maddi olgulara, bu davada takdiri bir delil olarak dayanmalarına engel bir durum da bulunmamaktadır.
Ancak, ipotek sözleşmesi ile üzerlerinde ipotek tesis edilen gemilerin çalışmaları suretiyle kredi borçlarını ödeyebilmeleri mümkün olup, davalı bankanın ihtiyati tedbir mahiyetinde gemileri seferden men ettirmek suretiyle gemilerin çalışmasını haksız bir şekilde engellemesi giderek davacı şirketlerin borçlarını ödeme imkanlarını elinden alma sonucunu doğuracak olması nedeniyle bu eylem haksız fiil olarak nitelendirilebilecektir. Bu durumda davacının dava dilekçesindeki talebi de nazara alınarak, davacı şirketlerin gecikmeli olarak yaptıkları ödemeler ve taraflar arasındaki gelişmeler ile yukarıda (A) bendinde ve bozma kararımıza ilişkin bentteki açıklamalar ışığında 25.04.2003 tarihinde düzenlenen Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi'nin ve birlikte belirlenen ödeme tarihinin ödeme yapılmayarak ihlalini müteakip, gemilerin 14.05.2003, 05.06.2003 ve 07.06.2003 tarihlerinde ihtiyati tedbir mahiyetinde seferden men ettirilmesi işleminden önce yine de kredi şartlarının 12. maddesindeki şekli koşulların aranmasına gerek olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Mahkemece bozma kararımızın yorumunda hataya düşülerek ve gemilerin ihtiyati tedbir anlamında seferden alıkonulmalarının haksız eylem teşkil edip etmediğine ilişkin olduğu hususu gözden kaçırılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
3- Davalı bankanın yabancı mahkemelerde dava açmasının taraflar arasındaki kredi sözleşmeleri ile ipotek sözleşmelerine aykırı olup olmadığı hususun da ise, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerinin 12. maddesi ile ipotek sözleşmelerinin 17/b maddesinin incelenmesi gerekmektedir. Buna göre kredi sözleşmesinin 12/2 maddesinde bu sözleşmeden ve/veya ipotekten ve/veya temliklerden doğan ya da onunla bağlantılı olarak ortaya çıkan her türlü hukuki davanın Hamburg Mahkemesi'nde görülebileceği düzenlenmiş olup, aynı maddenin 3. fıkrasında ise, bu hükmün münhasır bir yetki tesis etmediği açıkça ifade edilerek, anılan yetkili mahkemeye yapılacak başvurunun bankanın borçlu şirketlere karşı uygun bulacağı herhangi bir başka yetkili mahkemede hukuki işlem yapmasını sınırlandırmayacağı düzenlenmiştir. İpotek sözleşmelerinin 17/b maddesinde ise, davalı bankaya tesis olunmuş teminatı korumak veya kullanmak ya da kredi sözleşmesi ve teminat belgelerinin hükümlerini yürütmek ya da ödenmemiş durumdaki borçların ödenmesini sağlamak amacıyla herhangi bir ülkenin mahkemelerinde dava açmakta serbest olacağı belirtilmiştir. Her ne kadar bilirkişiler ve mahkeme tarafından ipotek sözleşmesinin 17/b maddesinde yer alan yetki sözleşmesinde yetkili mahkemenin somut olarak gösterilmemiş olması nedeniyle ipotek sözleşmesinin bu maddesine itibar edilemeyeceği belirtilmiş ise de, gerek kredi sözleşmesi ve gerekse ipotek sözleşmesi tarafların serbest iradeleri ile imza altına alınarak tarafları bağlayıcı hale gelmiştir. Bu sözleşme hükümleri de göstermektedir ki, davalı banka, ipotek sözleşmesinin 17/b maddesinde yer alan yetki düzenlemesi ile, dava ve takiplerini herhangi bir veya birden çok ülke mahkemesinde yapabilme hakkına sahiptir. Kaldı ki ipotek sözleşmelerinin konusu gemi olup, sabit bir limanda bulunmalarının söz konusu olamaması nedeniyle böyle bir düzenleme yapılmasının alacaklıyı koruma fonksiyonu nedeniyle bu konudaki genel uygulamalara da aykırı olduğu söylenemeyecektir.
O halde, kredi ve ipotek sözleşmelerinde yer alan yetki kuralları uyarınca, davalı banka bu sözleşmelerden doğabilecek uyuşmazlıklar için bir veya birden fazla devlet mahkemesinde dava açma ve takipte bulunma hakkına sahip olup, bankanın birden çok yetkili mahkeme arasında kendi menfaatlerinin en uygun şekilde yerine getirilebileceği devlet mahkemesini seçmesi, haksız ve zararlandırıcı bir eylem olarak düşünülemez. Kaldı ki, ipotek sözleşmesinin 17/b maddesinde yer alan yetki sözleşmesinin geçersizliği ancak dava açılan yabancı mahkeme önünde itiraz olarak öne sürülebilecek olup, ancak o mahkemenin değerlendirebileceği bir husustur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde önemli olan hususlardan birisi de, Gemi İpotek Sözleşmelerinin 17/a ve b bentlerinin yorumuna ilişkindir.
Gemi İpotek Sözleşmeleri'nin 17/a maddesinde bu ipotek Türkiye Cumhuriyeti Yasalarına göre yorumlanacak ve icra olunacaktır. hükmü yer almaktadır. Mahkemece de benimsenen bilirkişi raporunda özet olarak; ipotek sözleşmelerinin Medeni Kanun, Türk Ticaret Kanunu ve İcra İflas Kanunu hükümlerine göre icrasının Türk Hukukuna tabi olacağının kararlaştırıldığı ve İcra ve İflas Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca önce reddine müracaat mecburiyeti bulunduğundan, davalının üzerinde ipotek tesis edilen gemiler ile ilgili olarak dört ayrı ülke mahkemesinde önce seferden men kararı alıp, daha sonra dava yoluyla yabancı mahkeme ilamına bağladığı alacağını yine her bir yabancı devletin icra organları vasıtasıyla ayrı ayrı cebri icra işlemlerine girişilmek suretiyle gemilerin satışının gerçekleştirilmesinin sözleşmeye aykırılık oluşturduğu ve davacının zararına yol açtığı görüşü açıklanmıştır.
Davalı taraf ise, ipotek sözleşmesinin 17/a bendinde yer alan aynı hükmün, ipoteğin Türk Hukukuna göre kurulması işlemini kapsadığı, hükmünde yer alan icra olunacaktır ifadesine, doğrudan cebri icra fiil ve işlemlerini de kapsayacak şekilde Türk Hukukunun uygulanmasını veya cebri icra takiplerinin Türkiye'de yapılması mecburiyetini getiren bir anlam yükletilmesinin mümkün olamayacağını savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen gemi ipotek sözleşmelerinin 19. maddesinde iş bu ipotek senedinin İngilizce ve Türkçe metinleri arasında herhangi bir çelişkinin çıkması durumunda İngilizce metnin geçerli olacağı belirtilmiştir.
O halde, ipotek sözleşmelerinin orijinal metninde yer alan enforceable kelimesinin Türkçe karşılığı olan icra olunacaktır ifadesinin İngilizcede ipoteğin cebri icrası olarak mı yoksa ipoteğin kurulması-yürürlüğe girmesi anlamında mı kullanıldığının açıkça belirlenmesi gerekmektedir.
Bu belirleme yapıldıktan sonra taraflar arasındaki kredi sözleşmesinin 12. maddesi de göz önüne alınarak ipotek sözleşmelerinin 17/a ve b bentlerinin birlikte değerlendirilmesi suretiyle alacağın yabancı mahkemece karar altına alınmış olsa da bu yabancı mahkeme kararının tenfizi sağlanıp, Türk icrasında infazı cihetine gidilmesi gerekirken dava konusu kredi ve ipotek sözleşmelerine konu olan gemilerin yurt dışında cebri icra yoluyla satışlarının sözleşme şartlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığının ve bu yolla davacının zarara uğrayıp uğramadığının saptanması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece, İngilizce Hukuk diline vakıf öğretim üyesi hukukçularından oluşturulacak bir kuruldan görüş alınmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
4- Kabul şekli itibariyle de, mahkemece verilen ilk kararda davacı şirketlerin zararlarının belirlenmesinin ardından davalı bankanın da birleşen dava tarihi itibariyle kredi alacağı hesaplanarak davacı şirketlerin talep edebilecekleri zarar miktarından mahsup edilerek hüküm kurulmuş olup, anılan bu karar davacı şirketler tarafından temyiz edilmemiştir. Dairemiz bozma ilamından sonra 10.05.2007 tarih 2007/321-7282 sayılı karar düzeltme ilamında da, mahkemece davada davalı bankanın kredi alacağının da hesaplanıp, bunun hesaplanan tazminattan indirilmesi cihetine gidilmesi nedeniyle davalı bankanın kredi geri ödemesinin tamamlanmasına kadar faiz isteyebileceğinin de gözetilmesi gerektiği belirtildiği halde bozmadan sonra alınan bilirkişi raporunda davalı bankanın kredi alacağının hesaplanmaksızın salt davacıların uğradığı zarar miktarına hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin mahkeme heyetinin teşekkülüne ve mahkeme heyetinin reddine yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı ve sair temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada istenmemesine, takdir edilen 625.00 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy