(818 S. K. m. 487)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.10.2007 tarih ve 2007/242-2007/245 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A.T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı E. D. arasında Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi bulunduğunu, davalılardan N. G. ve F. T.'ın bu sözleşmenin müşterek ve müteselsil borçlu ve kefili olduğunu, davalılardan N. G.'in 23.11.1999, F. T.'ın 16.11.1999 ve 05.01.2000, A. C.'ın ise 05.01.2000 tarihli Garanti Taahhütnamesi ile herhangi bir limitle bağlı olmaksızın taahhütte bulunduğunu, dava dışı E. D.'nun borçlarını ödemediğini, hesabın kat edilerek davalılara ihtarname gönderildiğini ileri sürerek, 15.678,94 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, Garanti Taahhütnamesi başlıklı belgenin garantörlük sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceğini ve sözleşmede limitin belli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, hangi riskin garanti edildiği somutlaştırılmadan kart hamillerinin yükümlülüklerinden ve doğmuş ve doğacak her türlü borçtan söz edilerek verilen garantinin belirsizliğin garantisi anlamına geldiği, belirsizliğin garantisi olmaz ilkesinden hareket ile ticari gaye gütmeyen sırf dostane ilişkiler içerisinde tüketime yönelik kredi temini amacı ile verilen teminatın ancak kefalet hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve kefalet olduğunun kabulünün zorunlu bulunduğu, sözleşme üzerinde herhangi bir limit yer almayıp banka tarafından tek taraflı olarak düzenlenen borçluların imzalarının bulunmadığı belgeler üzerindeki limitlerin sözleşmede limitin belirlendiği sonucunu doğurmayacağı, bu durumda Borçlar Kanunu 487. maddesi gereğince kefilin mesul olacağı muayyen bir miktar belli olmadığından davalıların kefaletinin de geçersiz olup borçtan sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekil temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 4743 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin B/4 bendi gereğince, davacı yargı harçlarından muaf olduğundan, harç alınmasına mahal olmadığına, 25.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy