(818 S. K. m. 105)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.05.2008 tarih ve 2007/84 - 2008/294 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.06.2010 gününde davacı avukatı L.K. geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı vekili duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi D.D.B. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin murisi S.'nın davalı bankada vadeli repo ve mevduat hesapları bulunduğunu, işlemlerini banka çalışanı uzaktan akrabası Ülke aracılıyla yaptığını, bu şahsın usulsüzlükleri sonucunda davalı aleyhine davalar açıldığını, kararların kesinleştiğini, ilamların icra edildiğini, ancak müvekkilinin alacağını geç tahsil etmesi nedeniyle faiz ile karşılanamayan munzam zararının bulunduğunu, müvekkilinin murisinin olayda 1/3 oranında kusurlu bulunması nedeniyle talep edilen tazminattan bu miktarın indirildiğini ileri sürerek, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalması kaydıyla şimdilik, 50.000.-YTL munzam zararın dava tarihinden itibaren ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın öncelikle 10 yıllık zamanaşımına uğradığını, davacının bir zararının doğmadığını, alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı bankanın zamanaşımı, husumet ve kesin hüküm itirazlarının yerinde bulunmadığından reddine, davacının parasını zamanında alamadığından daha yüksek faizli bir kredi kullandığını veya vadeli hesabındaki parasını vadeyi bozdurarak çekmek zorunda kaldığı gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek zararını kanıtlaması gerektiği, tahsil ettiği faiz ile enflasyon oranı arasında kendi aleyhine bir fark olduğu iddiasına dayanan davacının bu fark dolayısıyla hangi zarara uğradığı, miktarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, BK'nun 105/1. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davalı bankanın zamanaşımı, husumet ve kesin hüküm itirazlarının yerinde bulunmadığından reddine, davacının parasını zamanında alamadığından daha yüksek faizli bir kredi kullandığını veya vadeli hesabındaki parasını vadeyi bozdurarak çekmek zorunda kaldığı gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek zararını kanıtlaması gerektiği, tahsil ettiği faiz ile enflasyon oranı arasında kendi aleyhine bir fark olduğu iddiasına dayanan davacının bu fark dolayısıyla hangi zarara uğradığı, miktarını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda davacı vekili dava dilekçesinde, davalı borçlu borcunu temerrüde düşmeden ödemiş olsa idi müvekkilinin malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda oluşan durum arasındaki farkın munzam zarar olduğunu ileri sürerek davalının temerrüde düştüğü tarihinden dava tarihine kadar geçen zaman içerisinde gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, döviz kurları, TEFE, TÜFE oranları esas alındığında müvekkilinin 50.000.-YTL'lik munzam zararı doğduğunu iddia etmiş ve fazlaya ait haklarını saklı tutarak işbu davayı açmıştır. Bu durumda, mahkemece, munzam zararın tespitinde, öncelikle borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştiği tarihe kadar geçen süre içinde, her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişikliklere ilişkin listelere göre, bu konuda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının temerrüt faizini aşan zararı olup olmadığı; var ise maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp ortalamaları bulunarak belirlenmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00.-TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy