(1086 S. K. m. 17) (6762 S. K. m. 405) (2675 S. K. m. 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45) (5718 S. K. m. 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 11.12.2007 tarih ve 2007/75-2007/648 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.07.2010 gününde davacı avukatı Ayça Aktolga geldi, davetiye tebliğine rağmen davalılar vekilleri duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil ettiğini ve ödemediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı şirket ve şirketin yönetim kurulu üyesi diğer davalı aleyhine Münih I. Bölgesel Mahkemesinde alacak davası açıldığını ve 23.03.2006 tarihinde karar verilerek, 10.225.84. Euro anaparanın 27.01.2000 tarihinden itibaren % 5 faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verildiğini ve yerel mahkemenin kararının 22.06.2006 tarihinde kesinleştiğini ve apostille ile onandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla Münih I Bölgesel Mahkemesi tarafından verilen
sayılı kararın usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfizi istenilen ilam metninden de anlaşılacağı üzere ilamın konusunun Türk Mahkemeleri'nin münhasır yetkisi dahilinde olan bir konuya matuf bulunduğunu, müvekkili şirket merkezinin Yozgat olması nedeniyle, HUMK.'nun 17 nci maddesi uyarınca kesin yetkili mahkemenin Yozgat Mahkemeleri olduğunu, yetkisiz mahkemede verilen ilamın kamu düzenine aykırı bulunduğunu, kararın gıyapta verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlandığını, uyuşmazlığın taraflarının Türk vatandaşı olması nedeniyle uyuşmazlığa Türk Hukuku'nun uygulanması gerektiğini, zira davacının müvekkili şirketin ortağın olduğu iddiası ile değil, Yimpaş Wervaltungs GmbH unvanlı şirkete olan ortaklık payının iadesi için dava açtığını, davacının müvekkili şirkete ortak olsaydı dahi TTK.'nun 405. maddesi gereğince müvekkili şirkete verdiğini geri isteme hakkı olmadığını, MÖHUK.'nun 34 ve devam eden maddelerinde yazılı tenfiz koşulları bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki kanıtlara göre, Türkiye ile Almanya arasında karşılıklılık şartının mevcut olduğu, dosyaya ibraz edilen belgelere göre davacının davalı şirkette hissesi bulunmadığı, ancak davacının, Almanya Münih 1. Bölgesel Mahkemesi'ne müracaat ederek davalı şirkete sermaye olarak verdiği parayı talep ettiği, böyle bir davada yetkili mahkemenin HUMK'nun 17. maddesi uyarınca Yozgat Mahkemeleri olduğu, Türk mahkemelerinin bu yetkisinin kesin bulunduğu, ayrıca ibraz edilen tenfiz kararının gıyapta verilmekle davalıya savunma hakkının da tanınmadığı, tenfizi talep edilen karar için 2675 sayılı Yasa'nın 38. maddesinde öngörülen yasal koşulların oluşmadığı gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi'nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK.'nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa'nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri'nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri'nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve davalıya savunma imkanının tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 199 hisse sahibi olup, HUMK.'nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili bulunduğu, tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, MÖHUK.'nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md.38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla, yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir (Prof. Dr. Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10. Baskı, sayfa 399-400).
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri, tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez.
Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece davacının davalı şirkette hisse sahibi olduğu, bu nedenle de şirket ile ortağı arasındaki uyuşmazlığın HUMK.'nun 17. maddesi uyarınca şirketin ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmiş, yabancı mahkemece uyuşmazlığın şirket ile ortağı arasındaki bir uyuşmazlık olarak nitelendirilmediği gözden kaçırılmış, böylece gerçekte yabancı mahkeme kararının maddi hukuk bakımından doğruluğu denetlenmiştir.
Öte yandan, tenfizi istenen kararın tercümesinde yazılı dava dilekçesinin 29.11.2005 tarihinde davalıya tebliğ edildiği, tebliğden itibaren tanınan 4 haftalık süre içerisinde savunma yapmadığı belirtilmiştir. Kararın baş kısmında da Medeni Usul Yasası'nın 331. maddesinin 3. bendine göre duruşma yapılmaksızın gıyabi karar verildiği belirtilmiştir. Alman Usul Yasası'nın anılan maddesi uyarınca davalı, davaya karşı savunma yapmak istediğini göstermezse mahkeme, davacının talebi üzerine sözlü yargılama yapmaksızın kararını verir. Somut olayda da davalıya süresi içinde yazılı bildirimde bulunması gerektiği tebliğ edilmiş, daha sonra 331. maddenin 3. fıkrasına göre gıyapta karar verilmiştir. Bu durumda kararın gıyapta verilmek suretiyle davalıya savunma imkanının tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin de yerinde olmadığı görülmektedir.
Diğer yandan, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının davalıya nasıl tebliğ edildiği dosyaya sunulan belgelerden anlaşılamamaktadır. Oysa, Lahey Sözleşmesi'nde, sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır. Tenfizi istenen kararın bu usule uygun şekilde tebliğ edilmemiş olması halinde kesinleşmeyeceği, 2675 sayılı MÖHUK.'nun 34. maddesi uyarınca ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise tenfiz isteminde bulunulamayacağı açıktır.
Bu durum karşısında mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda öncelikle tenfizi istenen kararın davalıya ne şekilde tebliğ edildiğinin araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde ise anılan karar üzerinden inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin yabancı mahkemece ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK.'nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir halin olup olmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy