(4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.11.2007 tarih ve 2006/675-2007/260 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ç. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “Şekil + B. L. Ş.” markasının müvekkilinin dedesine ait olup, 03.02.1987 tarihinde müvekkilinin babasına devrettiğini, müvekkilinin babasının ölümü üzerine markanın miras ve taksim yolu ile 22.10.1991 tarihinde müvekkiline intikal ettiğini, davalı işyerinde 17.10.2005 tarihinde yapılan tespitte markanın 29, 30, 31 ve 32. sınıf ürünler yönünden davalı şirket adına da tescil ettirilmiş olduğunun öğrenildiğini, müvekkili ile davalı şirket ortaklarının amca çocukları olup, dedelerinin markayı müvekkilinin babasına, işyerini ise müvekkilinin babası ile davalı şirket ortaklarının babasına bıraktığını, daha sonra işyerinin ayrıldığını, marka hakkının müvekkiline ait olduğunu, davalı markasının iltibas tehlikesi yaratacak şekilde benzer olduğunu ileri sürerek, davalı markasının tahin, helva, reçel ve susam ürünleri yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, markaların benzer olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, hükümsüzlüğü istenilen markanın 03.05.1990 tarihinde tescil edilmiş olduğu, davacı ile davalı şirket ortaklarının amca çocukları olup, 1987 yılına kadar aynı sektörde birlikte çalıştıkları, davalı şirket ortağı L. Ş. ’nın “O.” ibaresinin markasal kullanımının açılan dava neticesinde önlenmesine rağmen bu ibareyi davalı şirkete devreden ortak olarak marka tescilini sağladığı, böylelikle gerçek kişi tacir olarak kullanamadığı ibareyi şirket adına kullanmaya başladığı, bu durumun açıkça kötüniyet teşkil edip, 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı, davacının marka tescilinden haberdar olup da sessiz kaldığının ispatlanamamış olduğu, davacı markasının esaslı unsuru olarak kullanılan “Şekil + B” kompozisyonunun davalı şirket tarafından birebir kullanıldığı, 556 s.K.H.K.nin 8/1-b anlamında iltibas veya en azından iltibas tehlikesinin kaçınılmaz olduğu, kullanılan ürünlerinde birbirinin aynısı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Davacının “Şekil + B + L. Ş. ” markasının 03.02.1987 yılında marka olarak tescil edilmiş olduğu ve hükümsüzlüğü talep edilen davalı şirkete ait “Şekil + B” markasının ise 03.05.1990 tarihinde kısmen aynı emtia grubu ile tescil edilmiş olup, davacı ile davalı şirketin ortaklarının amca çocukları olduğu uyuşmazlık dışıdır.
İlke olarak, hak sahibi olan davacı, hareket tarzı ile hakkın ihlaline zımnen müsaade ettiği taktirde, davalının senelerden beri kullandığı ve tanıttığı markanın iptalini talep edemez.
Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin M.K.nun 2.maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gereklidir. Zira, haklı başka bir gerekçe olmadığı sürece, uzun süre tecavüze sessiz kalarak üçüncü kişiler nezdinde güven yaratan kişilere hükümsüzlük davası açma hakkı tanınmaması gerekmektedir.
Somut olayda, aynı şehirde ve aynı sektörde faaliyet gösteren tarafların bunun yanında geçmişte de birlikte çalışan amca çocukları olması nedeniyle davalı şirketin 03.05.1990 yılında tescil edilen davaya konu markadan davacının tespit yaptırdığı 12.10.2005 tarihinde kadar 15 yıl boyunca haberdar olmadığının söylenmesi hayatın olağan akışına uygun değildir.
Davalı şirketin marka tescilinden itibaren 15 yıl boyunca bu markaya yatırımlar yapmasına sessiz kalarak davalı şirket nezdinde güven yaratan davacının aradan geçen 15 yılın sonunda bu markanın tecavüz teşkil ettiğini ileri sürerek hükümsüzlük talep etmesi yukarıda açıklanan şekilde hakkın kötüye kullanılması teşkil edip, korunması mümkün değildir.
O halde mahkemece, davacının sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.05.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)