(556 S. KHK. m. 66)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.11.2007 tarih ve 2004/358-2007/281 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 08.12.2009 gününde davalı avukatı İ.E. ile davacı avukatı Ö. K. E. gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A. O. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü
Davacı vekili, müvekkili adına 14.07.1995 tarihinde tescil edilmiş markadaki şekil unsurunun markanın ayırt edici unsuru olduğunu ve anılan işaretin 1982 yılından bu yana kullanıldığını, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının, aynı unsuru davacıdan izin almaksızın kullanılarak haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesine, 2.500 YTL maddi, 5.000 YTL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markasını tescilsiz olarak 1979 yılından bu yana kullandığını davacının marka tescilinden bu vana tescilsiz kullanımına ses çıkarmadığını, tasarım tescil başvurusuna itiraz üzerine eldeki davanın kötüniyetle açıldığını, markalarda ayırt edici unsurun şekil değil unvanlarda yer alan “C.” ve “K.” ibarelerinin olduğunu ve kullanıcıların bilinçli olması nedeniyle de karışıklığın sözkonusu olmadığım savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının tescilli markasındaki şekil unsurunun aynen davalı tarafça kullanıldığı, gerek davacının tescilli. gerekse davalının tescilsiz markasındaki şekil unsurunun markanın ayırt edici unsurun niteliğinde olduğu, kötüniyet ve sessiz kalma nedeniyle hak kaybının oluştuğu savunmasına itibar edilmediği, varlığı saptanan markaya tecavüz nedeniyle istenen tazminatın 556 sayılı KHK’nın 66/a maddesine dayandırıldığından davacının ticari defterlerine göre 2005 yılı kârı ile 2004 yılı kârı arasında menfi olarak oluşan farkın markaya tecavüzden ve haksız rekabetten kaynaklandığına ilişkin somut delil bulunmaması nedeniyle tazminatın BK. 42/2. maddesi kapsamından takdir yoluna gidildiği, davalının dava konusu işareti 20.11.2004 tarihinde tescil ettirmiş olması nedeniyle bu tarihten itibaren kullanımın haksız rekabet oluşturmayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, men talebinin reddine, 500 YTL maddi, 500 YTL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, takdir edilen 625.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)