(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.12.2007 tarih ve 2006/141-2007/404 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.01.2010 gününde davacı avukatı Umut Kemal Hanoğlu ile davalı avukatı Emre Demir gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı yanca hırsızlık rizikolarını da teminat altına alan yangın sigorta poliçesi ile müvekkiline ait işyerinin sigorta güvencesi altına alındığını, işyerinde iki ayrı tarihte meydana gelen hırsızlık sonucunda oluşan zararın davalı yanca cüz'i miktarda kabul edilerek tevdi mahalline ödendiğini, ancak tevdi edilen tutarın gerçek zararı karşılamadığından alınmadığını ileri sürerek, 30.336 TL'nın 10.06.2005 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili gerçek zararın ispatı gerektiğini, eksperce yapılan inceleme sonucunda giriş-çıkış faturaları ile envanterin ve talebin örtüşmediğini, tevdi mahalline ödenen kısım için temerrüdün oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, sigortalı işyerinde rizikodan önceki mal giriş-çıkış faturaları, envanter içeriği ve makine mühendisi raporu ile de defter kayıtlarında yer alan emtianın riziko tarihinden önce işyerinde fiziken bulunmasının mümkün olduğu, poliçedeki enflasyon klozu gözetilerek oluşan gerçek zararın belirlendiği, zararın 30.336 TL ve temerrüdün de 10.06.2009 tarihinde oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının defterlerinde yer alan mal alışları ile rizikodan sonra davacı temsilcisi ve sigorta eksperince yapılan sayım sonucunda elde kalan emtia miktarı arasındaki fark davacının zararı olarak belirlenmiştir.
Oysa davacının yıl içinde aldığı malların tümünü, riziko tarihine kadar elde tuttuğu kabul edilemez. Yapılan iş gereği mal alışı yanında mal satışlarının da bulunması ticari hayatın doğal sonucudur.
O halde, mahkemece davalı şirketin bu yöne ilişen esaslı itirazlarını karşılayacak ek yada yeni bir bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması bozmayı gerektirmiştir.
2- Öte yandan, davalı tarafından tevdi mahalli tayini suretiyle gösterilen hesaba yapılan ödeme, ödenen tutar kadar davalıyı borcundan kurtaracak ve alacaklının temerrüdünü oluşturacaktır. Zira davacı alacaklı tevdi mahalli kararına itiraz etmemiş ve kararı kaldırtma yoluna gitmemiştir.
O halde tevdi mahalli kararı gereğince ödenen kısım için davalının temerrüdü söz konusu olmadığından bu kısım içinde aksi yönde temerrüdün varlığının kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemekle kararın bu nedenle dahi davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy