(4389 S. K. m. 10) (5411 S. K. m. 61) (818 S. K. m. 306, 307, 372)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 11. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 15.11.2007 tarih ve 2007/35-2007/671 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak tarafların vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 2.2.2010 gününde davalı avukatı A. Z. geldi, davetiye tebligatına rağmen davacı vekili duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi G. G. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada hesap açarak internet bankacılığı sisteminde kullanmaya başladığını, 30.10.2006 tarihinde davalı banka tarafından yapılan uyarı ile hesabındaki vadeli mevduatın vadesinden önce kapatılmak, yatırım fonlarının ise bozdurulmak suretiyle iradesi dışında internet ortamında tanımadığı şahısların hesaplarına aktarıldığını öğrendiğini, işlemlerin bilgisayar korsanları tarafından gerçekleştirildiğini, davalı bankanın internet ortamında gerekli tedbirleri almaması sebebiyle sorumlu olduğunu ileri sürerek, 118.036 TL'nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Banka vekili, davacının internet bankacılığı şifrelerini iyi koruyamaması sebebiyle meydana gelen zararda sorumluluğu bulunduğunu, müvekkilinin güvenlik sisteminin yeterli olduğunu, alabileceği başkaca bir önlem bulunmadığını, müşterilerin risklere karşı uyarıldığını, yapılan dolandırıcılık işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının kişisel bilgileri ile işlemlerin gerçekleştirilmiş olduğu, hesaptan havale yapılan kişilere davalı banka tarafından usulüne uygun olmayan şekilde hesap açılmış olduğu, davalı bankanın bir güven kurumu olup yaptıkları sözleşmelerden dolayı sorumluluklarının kusursuz sorumluluk niteliğinde olduğu, mudilerin yatırdıkları paraları kendilerinden istendiğinde iade etmekle yükümlü oldukları, bu iadeden kaçınamayacakları, olayda davalı bankanın %80, davacının ise %20 kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle 98.495,20 TL'nın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Kanun ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. B.K.nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa'nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nefi ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile davalı bankayı %80 oranında kusurlu olarak kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp, somut olayda davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.
Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir.
O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle davacının da kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4.520,91 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy