(556 S. KHK. m. 14, 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/12/2007 tarih ve 2005/409-2007/484 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş. P. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili firmanın 1994 yılı başından bu yana “Ö.” markası ve unvanıyla mağazacılık-alışveriş merkezi işletmeciliği yaptığını, bu tarihten itibaren de müvekkilinin hemen tüm sınıflarda tescil işlemini yaptırdığını, ancak davalı firmanın 29 ve 30 ncu sınıflardaki “krema, kazein, laktoz, peyniraltı suyu tozu, pastörize süt, süt tozu, bal, turşu, ketçap, salça, konserve” emtialarını 16.09.1994 tarihinde adına tescil ettirmiş olduğundan bu emtialar ile ilgili tescil başvurusunun reddedildiğini, kamuoyu tarafından müvekkili şirkete aidiyeti her alanda genel kabul görmüş bu markanın üçüncü şahıslarca kullanılmasından müvekkilinin zarar göreceğini, yaptırılan tespitte davaya konu markanın davalı tarafından kullanılmadığının tespit edildiğini ileri sürerek, davalı firma adına tescilli bulunan “Ö.” markasının 556 sayılı KHK.nin 14 ncü maddesi uyarınca iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu markanın müvekkili tarafından halen kullanıldığını, davacının iddialarının doğru olmadığını savunarak, davanın reddini istemiş; açılan karşı davada ise davalı adına tescilli 13.12.1994 tarihli markanın daha önce müvekkili adına tescil edilmiş markanın ayırt edicilik karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceğini ileri sürerek, söz konusu markanın sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davacı-karşı davalı vekili karşı davaya yanıtında, müvekkilinin davalı-karşı davacının tescil tarihinden çok önce 24.01.1994 tarihinde Konya Ticaret Odasına kayıtlı olarak faaliyette bulunduğunu, bu nedenle davalı-karşı davacının marka tescilinden önce müvekkilinin “Ö.” unvanını, markasını kullandığını, müvekkiline ait marka ile davalı-karşı davacının markasının farklı emtialar bakımından tescil edilmiş bulunduğunu, somut olayda 556 sayılı KHK.nin 8 nci maddesindeki şartların oluşmadığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre asıl ve karşı davaya konu markaların hükümsüzlüğünü gerektirecek yasal ve hukuksal koşulların somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve karşı davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı-karşı davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile karşı davada verilen kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; asıl dava, davalı adına 16.09.1994 tarihinden itibaren 29 ve 30 ncu sınıflardaki “krema, kazein, laktoz, peyniraltı suyu tozu, pastörize süt, süt tozu, bal, turşu, ketçap, salça, konserve” emtialarında tescilli bulunan “Ö.” ibareli markanın kullanılmama olgusuna dayalı olarak hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.556 sayılı KHK’nin 14 ncü maddesinde markanın tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde markanın iptal edileceği, tescilli markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden markanın farklı unsurlarla kullanılmasının, markanın yalnız ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılmasının, marka sahibinin izni ile kullanılmasının ve markayı taşıyan malın ithalatının markayı kullanma olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Aynı KHK’nin hükümsüzlük hallerine ilişkin 42 nci maddesinin c bendinde de 14 üncü maddeye aykırılık hükümsüzlüğü gerektiren hallerden biri olarak düzenlenmiştir. Söz konusu 42. maddede, 5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılamayacağı ancak dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş ise mahkemenin davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen kullanmayı dikkate almayacağı hüküm altına alınmıştır.
Mahkemece söz konusu markanın süt ve süt ürünleri emtialarında kullanıldığı, bu nedenle anılan emtialar için markanın hükümsüz sayılamayacağı, tescilli olduğu “bal, turşu, ketçap, salça, konserve” emtiaları yönünden ise kullanıldığının ispat edilemediği, ancak bu emtialar yönünden davacı-karşı davalı Ö. ...A.Ş.’nin sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığı gerekçesiyle hükümsüzlük davası açma hakkını yitirmiş olduğu sonucuna varılarak, asıl davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davalı A…Süt...A.Ş. adına kayıtlı “Ö.” markasının dava tarihinden önce 556 sayılı KHK.’nin 14 ncü maddesinde belirtilen şekillerde kullanımına ilişkin olarak sunulan delillerin davalı şirketin faaliyet alanı, ticari iş hacminin büyüklüğü, üretim miktarı, satım ve dağıtım kanalları, yıllık cirosu ve davaya konu markanın uzun yıllardır tescilli olması hususları bir bütün olarak nazara alındığında sunulan deliller, davaya konu marka için 556 sayılı KHK.’nin aradığı anlamda ciddi, markanın tescili ile elde edilmek istenen fayda ve amacı gerçekleştiren, işlevsel bir kullanımı ortaya koyacak nitelikte değildir.Esasen yargılama boyunca alınan tüm bilirkişi raporlarında da “Ö.” markasının davalı tarafından kullanıldığı hususu belirlenememiş, bir kısım raporda anılan markanın sadece süt ve süt ürünleri sınıfındaki emtialarda kullanıldığı ancak diğer tescilli olduğu emtialarda kullanımına ilişkin bir delilin bulunmadığı belirtilmiştir.Bu durumda, davalı şirket adına tescilli bulunan asıl davaya konu “Ö.” markasının davalı tarafından süt ve süt ürünleri emtialarındaki kullanıldığı konusunda sunulan delillerin de bu markanın 556 sayılı KHK.’nin aradığı şekilde kullanıldığını ortaya koymadığı, tescilli olduğu diğer emtialarda kullanımına ilişkin ise hiçbir delilin sunulmadığı anlaşılmıştır. Dava konusu markanın kapsadığı ve mahkemece de kullanılmadığı belirlenen emtialar yönünden ise uzun süre sessiz kalındıktan sonra açılan davanın M.K.’nın 2 nci maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi hali ancak tescil edilmemesi gereken bir markanın tescili ile bu markanın kullanımına karşı çıkma hakkı bulunan bir kimsenin bu duruma uzun süre ses çıkarmaması, sonucu karşı tarafın bu şekilde ticari faaliyette ve yatırımda bulunmasından sonra 556 Sayılı KHK’nin 42/1-(a) ve (b) bentlerine dayalı olarak açılan hükümsüzlük davasında uygulanması mümkün olup, somut olaydaki gibi kullanılmayan bir markanın hükümsüzlüğüne ilişkin olarak aynı KHK’nin 14 ve 42/1-(c) bendine göre açılan bir iptal davasında açıklanan ilkenin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. O halde mahkemece asıl davaya ilişkin olarak açılan davanın kabulü ile asıl davaya konu “Ö.” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle asıl davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile karşı davada verilen kararın ONANMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen kararın davacı-karşı davalı Ö. ....A.Ş.yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 17.20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı ve karşı davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacı ve karşı davalıya iadesine, 19.11.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)