(2675 S. K. m. 34, 35, 36, 37, 38) (1086 S. K. m. 17) (5718 S. K. m. 54)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.02.2008 tarih ve 2007/276 - 2008/47 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi
tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Essen Asliye Mahkemesi'nce 09.04.2003 tarihinde davalı ile birlikte Yimpaş GmbH ile Demir Bayer'in müvekkiline 10.245,91 Euro'yu temerrüt faiziyle birlikte ödemesine karar verildiğini, kararın taraflara tebliğ edilerek 13.10.2005 tarihinde kesinleştiğini ve La Haye Anlaşmasına taraf ülkelerde uygulanabilmesi için 18.10.2005 tarihinde tasdik edildiğini ileri sürerek, anılan kararın MÖHUK'nun 34 vd maddeleri uyarınca tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, olayda MÖHUK'nun 38. maddesinde belirtilen tenfiz şartlarının bulunmadığını, zira kamu düzenine ilişkin ve kesin bir yetki kuralı olan , HUMK'nun 17. maddesi uyarınca Yozgat Mahkemelerinin yetkili bulunduğunu, dava konusu kararın gıyapta verildiğini ve müvekkilinin savunma hakkına uyulmadığını bildirerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, 5718 sayılı kanunun 54. maddesi uyarınca tenfiz kararının verilebilmesi için ilamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olmasının ve o yer kanunları uyarınca tenfizi istenen tarafa savunma imkanının tanınmış olmasının gerektiği, somut uyuşmazlıkta ise davacının davalı şirkette 230 adet hissesinin bulunduğu, böyle bir davada yetkili mahkemenin HUMK'nun 17. maddesi uyarınca Yozgat Mahkemeleri olduğu, yani Türk Mahkemeleri'nin kesin yetkili bulunduğu, ayrıca tenfizi istenen kararın gıyapta verildiğinden davalıya savunma hakkının tanınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Karar: Dava, davalı hakkında Alman Mahkemesince verilen hükmün tenfizine karar verilmesi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK'nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa'nın 38. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfizi istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve savunma imkanının davalıya tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 230 hisse sahibi olup, HUMK'nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili olduğu, tenfizi istenen karar yönünden ayrıca tenfizi istenen kararın gıyapta verildiğinden davalıya savunma hakkının tanınmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa tenfizi istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan davaya davalı vekilince 16.09.2002 tarihli cevap dilekçesinin sunulduğu ve savunma imkanının tanındığı anlaşılmakta olup, kararın gıyapta verilerek davalıya savunma imkanı tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin yerinde olmadığı görülmektedir.
MÖHUK'nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md 38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı Mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk Kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir. (Prof Dr. Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10. Baskı, sayfa 399-400).
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez. Mahkemece, tenfizi istenilen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09.04.2003 tarihli kararının tamamının metni getirtilip inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK'nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir olup olmadığının belirlenmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.10.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy