(Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları A.1, A.4, C.3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 21.02.2008 tarih ve 2006/117-2008/48 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkillerinin murisi Ömer U.'nın ve dava dışı ortağı Murat Ü.'ın beraberce sahibi oldukları otobüsü 05.05.2004 tarihinde davalı şirkete Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası yaptırdıklarını, otobüsün M. Turizm adına şehirlerarası yolcu taşıması yaptığını, 24.01.2005 tarihinde Akhisar'da arıza yapması nedeniyle sürücü Ömer'in otobüs altına yatıp tamir yaptığı sırada otobüs krikosunun kayması sonucu otobüsün altında kalıp öldüğünü, davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek, poliçe teminat bedeli olan 40.000,00 YTL'nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, poliçede poliçenin aynı şehir içindeki ilçeler veya sınır komşusu iller ve ilçeler arası taşımacılık için geçerli olduğunun yazılı olmasına ve buna göre prim ödemesi yapılmış olmasına rağmen, olay yerinin bu kapsam dışında kaldığını, iller arası taşımacılık sırasında olayın gerçekleştiğini, bu rizikodan müvekkilinin sorumlu olmadığını, diğer yandan Genel Şartların A.4/f. maddesinde, tehlikede bulunan kişiler ve malları kurtarma durumu hariç, sigortalının kendisini bile bile ağır tehlikeye maruz bırakacak hareketlerde bulunması durumunda oluşan rizikoların teminat dışı bırakıldığını, poliçe tanziminden 20 gün sonra otobüsün M.A.Ş'ne kiralanması üzerine poliçe kapsamı dışında şehirlerarası yolcu taşıması yapması nedeniyle 8 ay sonra olan olaydaki zararın tazminini istenemeyeceğini, bunda sigortalının kastının bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, Genel Şartların C.3. bölümüne göre, rizikodan sonra sigortacının ihlali öğrenmesi halinde ödeme yükümlülüğünün sona ermeyip, sadece rücu hakkı doğduğu, kazanın, Genel Şartların A.1. maddesi kapsamında kaldığı, teminat dışı olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve sigorta ettirenlerden biri olan davacılar murisi Ömer'in doğru beyan yükümlülüğünü ihlalinin, somut olayın özellikleri karşısında kasta değil kusura (ihmale) dayalı olduğunun kabulü gerekmesine, diğer yandan Genel Şartların A-4/f maddesinde yazılı teminat dışı halin gerçekleşmemiş bulunmasına, olayın sigortanın konusu başlıklı A.1. maddesinde sürücünün de seyahat süresi içinde, duraklamalar da dahil olmak üzere, maruz kalacağı her türlü kazanın neticeleri kapsamında kaldığının kabulü gerekmesine ve kazanın tanımı başlıklı A.2. maddesi kapsamında sigortalının iradesi dışında meydana gelen ani ve harici bir olay olarak değerlendirilmesi gerekmesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Mahkemece de, Karayolu Yolcu Taşımacılığı Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları'nın Sigorta ettirenin sigorta süresi içinde beyan yükümlülüğü başlıklı C.3. maddesine göre değerlendirme yapılmış daha fazla prim alınmasını gerektiren otobüsün iller arası yolculuğa çıkarılması olgusunu davalının rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrendiği, sigortalının gerçeğe aykırı beyan halinin kasda dayalı olmadığı, buna göre davalının tazminat ödeme yükümünün kalkmadığı, ödenecek poliçe bedeli miktarı ile bu bedelin alınan primin alınması gereken prime oranı ile çarpılması sonucu ortaya çıkan miktar arasındaki fark için sigorta ettirene rücu edebileceği kabul edilmiş, poliçe bedelinin tamamının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. İlke olarak bu sonuca varılması doğru ise de, somut olayda davacılar ölen işletene sigorta ettiren-sürücü Ömer'in aynı zamanda mirasçıları olup, davalının poliçe bedeli ile orantı sonucu ödemesi gereken bedel arasındaki farkın rücuan tahsilini yine davacılardan isteme durumunda kalacağından, yeni bir dava açması zorunluluğunda bırakılmadan usul ekonomisi gereğince işbu davada farkın mahsubu ile kalanın davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekir. 20.07.2007 tarihli bilirkişi kurul raporunda da, aradaki fark düşülerek davalının ödemesi gereken nihai bedel hesaplanmış ve mahkemeye bu yöntem seçeneklerden biri olarak sunulmuş, mahkemece usul ekonomisine uygun olmayan diğer seçenek tercih edilmiş ve aradaki farkın davacılardan daha sonra rücuan istenebilmesinin mümkün olduğu gerekçesiyle, davalı yeni bir dava açmak zorunda bırakılmış olmaktadır. Hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy