(6762 S. K. m. 688)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asiye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 06.06.2007 tarih ve 2003/717-2007/324 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İhsan Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu 3500 USD bedelli bononun davalıya tahsil için verildiğini, ancak davalının bu bonoyu kaybettiğini ileri sürerek, 4.060 USD'nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmişti.
Davalı vekili, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tahsil için davalı bankaya verilen bononun davalı banka bünyesinde iken kaybolması nedeniyle davalı bankanın asli kusurlu olduğu, ancak davacının da bono iptal kararını davalıdan aldığı halde borçlu hakkında takibe başlamasında geciktiği, dolayısıyla davacının %25, davalının ise %75 oranında kusurlu bulundukları gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, tahsil için verilen bononun davalı banka tarafından kaybedilmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasında, davacının hamili bulunduğu 15.4.2001 vade tarihli, 3.500 Dolar bedelli bononun tahsil için davalıya verildikten sonra kaybolduğu, davalı banka tarafından vekil-hamil sıfatıyla zayi belgesi alınarak davacıya verildiği ve davacı tarafından bu zayi belgesine dayalı olarak keşideci hakkında başlatılan icra takibinin semeresiz kaldığı ve aciz belgesi alındığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının bono bedelini tahsil edememesi nedeniyle doğan zararından davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Vekil konumunda olan davalı bankanın bononun kaybedilmesi nedeniyle sorumlu olması için, hamilin zayi nedeniyle alacağını ispatlayamamasından dolayı mal varlıkları olduğu halde gerek bono borçlusu ve gerekse diğer müracaat borçlularından alacağını tahsil edememesi veya ispat zorluğu çekilmediği halde bononun vade tarihi ile icra takip tarihi arasında borçluların mallarını ellerinden çıkarması nedeniyle alacağı tahsil edememesi gerekir.
Somut olayda, davacı tarafından bono borçlusu hakkında başlatılan takip kesinleşmiş olup, ispat zorluğu söz konusu değildir. Bu itibarla davalı bankanın sorumluluğundan söz edilebilmesi için bononun vade tarihi ile takibin kesinleştiği tarih arasında bono borçlusunun mal varlığının elinden çıktığının ve bu nedenle bononun tahsil edilemediğinin ispat edilmesi gerekir. Oysa mahkemece bu hususlar nazara alınmadan ve vade tarihi itibariyle bono borçlusunun ödeme gücünün varlığı araştırılmadan yazılı şekilde davalının sorumluluğuna hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın, davalı yararına BOZULMASINA, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 19.01.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy