(6762 S. K. m. 56, 58) (556 S. KHK. m. 61)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 28.04.2009 tarih ve 2008/111 - 2009/48 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 31.05.2011 gününde davacı avukatı İ. M. A. gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan davacı avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi M. L. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin 1997'den beri denizcilik alanında Türk Limanları'na uğrayan gemilere her türlü acentelik hizmetlerini verdiğini, ayrıca 15.01.2007'de ALESTA ibaresini hizmet markası olarak tescil ettirdiğini, markası tescilli olmayan davalının ticaret unvanının Teoman Sanoğlu-Alesta Gemi Acenteliği olduğunu ve bu durumun açıkça müvekkili markasına tecavüz teşkil ettiğini, zira davalının işletme adı olarak kullandığı Aleste ibaresinin müvekkili markasının aynısı olması nedeniyle kullanımın iltibas ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, markaya tecavüzün tespiti ve giderilmesini, haksız rekabetin tespiti ve unvanını kullanmaktan men edilmesini, tabelaların sökülmesini, işletme adının değiştirilmesini, 4.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu ibareyi işletme adı olarak kullandığını, bunun bir denizcilik terimi olduğunu, bu kelimeyi, kendi adı ile birlikte kullandığı için iltibastan söz edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davalının, dava konusu ibareyi usulüne uygun başvuru ile elde ettiği, tescile dayalı olarak kullandığı, usulüne uygun olarak tescillenmiş ticaret unvanının amacı doğrultusunda kullanılmasının hukuka aykırı olarak nitelendirilemeyeceği, davalının ibareyi unvan işlevi dışında, markasal anlamda kullandığına ilişkin bir kanıtta sunulamadığı, davacının, davalı ticaret unvanının, Alesta ibaresinden ibaret olan iltibas yaratan kısmını terkin ettirme hakkı bulunduğu, buna rağmen, davacının dilekçesinde terkin talebinin yer almadığı, davalının, sicilde kayıtlı ticaret unvanını kullanmasının hakkı olduğu, salt unvan kullanımın m, marka ile karıştırılmasının doğru olmadığı, eylem, markaya tecavüz ve haksız rekabet olarak nitelenmediğinden, tazminat sorumluluğunun da doğmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1 - Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2 - Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, markaya tecavüzün önlenmesi, davalının unvanını kullanmaktan men edilmesi, işletme adının değiştirilmesi, maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkin olup, davacı şirketin ticaret unvanın 26.3.1997 tarihinden, davalının ise 27.10.2006 tarihinden itibaren tescilli olduğu, davacının ALESTA ibareli hizmet markasının 15.01.2007 tarihinden itibaren 39 ve 43 üncü sınıflarda tescil edildiği, davalının ise tescilli bir markasının bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Uyuşmazlık, davalı unvanına ilişkin kullanımının markasal bir kullanım olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, bu konuda davacı delilleri dahi yeterince ve denetlemeye elverişli bir şekilde değerlendirilmeden, davalının sicilde kayıtlı ticaret unvanını kullanmasının hakkı olduğundan hareketle markasal kullanımın kanıtlanamadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davanın dayanağını oluşturan ve delil tespit dosyası içerisinde yer alan kartvizitte, davalının Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü'ne yönelik 22.9.2008 tarihli dilekçesinde, fatura örneğinde vs. belgelerde davacının tescilli markasını oluşturan ibarenin ön plana çıkarıldığı ve davalı yanca ibarenin ana unsur olarak kullanıldığı, bu bağlamda davalının unvanını unvan gibi değil kullanımın a esasen markasal bir boyut kazandırdığı, diğer bir deyişle davalının unvanını marka gibi kullandığı açıktır.
Bu durumda, mahkemece, kabulün aksine davalının kullanımının markasal bir kullanım olduğu ilke olarak kabul edilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden eksik incelemeye ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 825.00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy