(556 S. KHK. m. 8, 12, 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.07.2008 tarih ve 2006/387 - 2008/198 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 23.11.2010 gününde davacı avukatı D. A. geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı vekili gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1982 yılında İ. T. tarafından kurulduğunu ve aynı tarihte ticaret siciline kaydolduğunu, T. ibaresinin ticaret ünvanı olarak müvekkili ve ailesi tarafından Adana ilinde ve çevresinde tanıtıldığını, T. markasının yaratıcısının davacı şirket olduğunu, müvekkilinin bu markayı tanınmış hale getirdiğini, 24 yıldır kullandığı bu marka ile 1992 yılında ilk satış mağazasını açtığını, ayrıca T. markasını 2002 yılında TPE nezdinde tescil ettirdiğini, bu markayı korumak amacıyla bir çok kişiye ihtarnameler gönderdiğini, tespitler yaptırdığını, davalıya gönderilen 2003 tarihli ihtarnameden 5 gün sonra davalının TPE’ye başvurarak T. markasını tescil ettirdiğini, bu tescilin kötüniyetli olduğunu, davalının herhangi bir işyeri dahi mevcut değil iken süpermarket hizmetlerini de kapsayacak şekilde tescilinin de kötüniyetli olduğunu, markayı ilk kez ihdas eden ve kullananın müvekkili olduğunu, davalının T. markasını kullanmak için herhangi bir nedeni bulunmadığını, gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu ve müvekkilinin 35.08 sınıfta bulunan süpermarket hizmetlerinde de faaliyette bulunduğunu, bu yönden de müvekkilinin markasının ayırt edicilik kazandığını ileri sürerek, davalı adına tescilli T. markasının 556 sayılı KHK nın 8/3, 8/5 ve 42/1-b maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, T. markasını ihdas eden tanıtan ve kullananın müvekkili olduğunu müvekkilinin T. markasını aileden gelen birisi olarak kullanmaya hakkının bulunduğunu, müvekkilinin dedesinin T. Manifatura ibaresini Adana' da kullanmaya başladığını, böylece 8 yaşından beri bu markanın müvekkili tarafından kullanıldığını ve 2000' li yıllara kadar kesintisiz olarak faaliyet gösterdiklerini, 1985 yılında C. T.’ nin işyerinin karşısına bu şahsın yakınlarının mağaza açtıklarını ve böylece haksız rekabetin başladığını, o yıllarda müvekkilinin T. ibaresini taşıyan T. Tekstil San. Tic. A.Ş. ile T. Giyim San. Tic. A.Ş. adlı iki ayrı şirketinin mevcut olduğunu, T. ibaresini ticaret ünvanı olarak ilk ihdas ettiren ve kullananın müvekkili olduğunu, müvekkilinin dedesi Yusuf T. ile başlayarak T. markasının hem ticaret ünvanı hem de tescilsiz marka olarak müvekkili tarafından kullanılageldiğini, bir süre sonra müvekkilinin amcaoğullarının T. A.Ş. tabelalı bir mağaza açtıklarını ve böylece mağazacılık alanında müvekkilinin unvanını taklit ettiklerini, bu şekilde tüketiciler nezdinde karışıklık yaratıldığını, 1993 yılında merkez binaya taşındıklarını, 1998 yılında müvekkilinin konkordato ilan ettiğini, binanın açık arttırma ile yakınlarına satıldığını, daha sonra S. şirketini kurarak yeniden ticaret hayatına girdiğini, akabinde T. GİYİM E. D. adlı işyerini açtıklarını ve T. markasını kullanmaya devam ettiklerini bu markayı 30-40 yıllık ticaret hayatında kullandıklarını, ayırt edicilik sağladıklarını, 2003 yılında ise 2003/18770 tescil numarası ile 18,25 ve 35. sınıflarda markayı tescil ettirdiklerini, davacının bu markayı taklit ettiğini ve tecavüzde bulunduğunu, T. ibaresinin, müvekkillerinin dedelerinin soy ismi ve bütün ticari işletmelerinin ticaret ünvanı ve tescilli markası olduğunu, 556 sayılı KHK nın 12. maddesi gereğince T. ibaresini kullanımının hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi rapor ve ek raporuna göre, davalı E. D. (T.), C. T.’nin eşi olup, C. T.’nin dedesi Y. T.’nin oğullarından birisi davalının eşinin babası, diğeri ise davacı şirketin kurucusu İ. T., Y. T.nin de babası M. T. olduğu, her iki tarafın aynı aileye mensup oldukları ve çok uzun yıllardan beri T. markasını içeren ticari faaliyette bulunduklarının çekişmesiz olduğu, dolayısıyla her iki taraf T. markası üzerinde hak sahibi olup, birbirlerine nazaran herhangi bir tarafın üstün ve öncelikli hakkı bulunmadığı,bir başka ifade ile tekstil ürünleri giyim, manifatura emtiası bakımından her iki tarafın da T. markası üzerinde hak sahibi olduğu, bu nedenle gerçek hak sahipliği iddiasına dayalı talebin kabulünün mümkün görülmediği, öte yandan her iki taraf uzun yıllardan beri birbirlerinin kullanımından haberdar olmalarına rağmen karşılıklı olarak birbirlerinin kullanımına sessiz kaldıkları, davalının işletmesinin, eşi ve ailesinin daha önceki ticari faaliyetlerinin bir devamı niteliğinde oluşu,. T. MANİFATURA, T. TEKSTİL TİC. SAN. A.Ş., T. GİYİM SAN. TİC. AŞ. isimli ticari işletmelerin ünvanlarındaki T. ibaresinin ve T. MANİFATURA biçimindeki markasal kullanımın davacı tarafından 1973 yılından beri bilindiği, ancak buna sessiz kalındığı, davacı şirketin 1982 yılında ticaret siciline kaydolmasına rağmen T. markasının davalının eşi ve ailesi tarafından da 1973 yılından beri kullanıldığı, davalının, T. ailesine sonradan katılmasının sonucu değiştirmeyeceği, dolayısıyla her iki tarafın birbirlerinin T. ibaresini markasal olarak tekstil, manifatura, giyim alanında kullanımından haberdar oldukları, dava tarihine kadar T. Tekstil Tic. ve San. A.Ş. şirketinin ticaret siciline tescil tarihi olan 16/02/1983 tarihinden beri sessiz kaldıkları, böylece sessiz kalma yoluyla hak kaybının olduğu, her ne kadar davacının 2002/04444 tescil numaralı T. ibareli markası ile davalının 2003/18770 numaralı T. ibareli markası aynı olsa bile davacının tescil kapsamındaki emtia yönünden hak sahibi olduğu kadar gerek bu emtia gerekse davalının tescil belgesindeki 18 ve 25. sınıflar yönünden her iki tarafın da hak sahipliğinin söz konusu oluşu iki taraftan birinin diğerine nazaran üstün hakkının bulunmayışı dikkate alındığında markalar arasında benzerlik ve karıştırma ihtimaline dayalı hükümsüzlük sebebinin kabul edilemeyeceği, esasen davanın, 556 sayılı KHK nın 8/3 ve 8/5. maddelerine dayandırıldığı dikkate alınarak bu yöndeki iddiaların da yerinde görülmediği, davalının tescilinin kötüniyetli olduğu ve kendisine gönderilen ihtarnameden 5 gün sonra tescil başvurusunun yapıldığı yönündeki iddiaya da her iki tarafın da bu marka üzerinde aynı emtia grubu bakımından birlikte hak sahibi oluşları karşısında itibar edilemediği gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava dilekçesinde, 1982 yılında kurulan davacı şirketin unvanında yer alan T." ibaresini unvan olarak kullandığı bu ibareyi tanınmış hale getirdiği, ayırtedicilik kazandırdığı, 1992 yılında satış mağazası açtığı, 2002 yılında bu ibarenin 24 ncü sınıf emtiada marka olarak tescilinin sağlandığı, davalıya gönderilen ihtarnameden 5 gün sonra 2003 yılında davalının aynı ibareyi 18,25 ve 35 ncı sınıf emtiada tescili başvurusunda bulunduğu ve tescilli sağlandığı ancak davalının tescil öncesinde fiili bir kullanımının bulunmadığı, bir işyeri dahi açmadığı iddia edilerek, davalı adına tescilli "T." markasının 556 sayılı KHK'nin 8/3, 8/5 nci madde hükümleri uyarınca hükümsüzlüğüne karar verilmesi istenilmiştir.
Davacı vekili, hükme esas alman bilirkişi asıl ve ek rapora itirazında davalının tescil başvurusu öncesinde "T." ibaresini fiilen kullanmadığını, T. ibaresini davalının tescil öncesinde fiilen kullandığı sonucuna nasıl varıldığının asıl ve ek raporda açıklanmadığını, T. soyadını taşıyan C. ile evlenmesi dışında bu ibare ile bir ilgisinin bulunmadığını, T. soyadı kişilerin fiili olarak bu ibareyi marka olarak tescilsiz şeklinde kullanımlarının davalının kullanımı olarak sayılamayacağını ileri sürmüştür. Davalı delilleri ve savunmaları, T. soyadlı aile büyüklerinin fiili kullanımlarına ilişkin olup, davalı da esasen bu kullanıma dayanmaktadır.
Ancak, "T." ibaresini davalının eşi olan C. T.'nin aile büyüklerinin kurucusu ve ortağı oldukları T. Tekstil ve T. Giyim unvanlı şirketlerinde ticaret unvanı ve tescilsiz marka olarak kullandıkları, aynı ibare üzerinde davacı şirketinde kurucu ortakları vasıtasıyla hak sahibi olduğu gözetilerek, öncelikle T. Tekstil ve T. Giyim A.Ş.'nin ticari faaliyetlerine son verilip verilmediği, anılan şirketlerin faaliyetlerine son verilerek tasfiye işlemleri tamamlanmış ise, "T." ibaresinin şirket malvarlığı olarak tasfiyeye dahil edilip edilmediği, daha sonraki tarihte kurulan ve davalının da ortağı olduğu S.. şirketinin önceki şirketlerin devamı niteliğinde olup olmadığının, nihayet davalının kendi adına faaliyete başladığı işletmesinde kullanmak üzere tescil ettirdiği dava konusu 2003/18770 sayılı "T." markası üzerinde önceki maliklerin öncelik ve üstün hakkın davalıya geçip geçmediğini ve önceki kullanımların devamı niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Aksi takdirde, "T." soyadlı davalının önceki kullanımla bağlantısı olmaksızın kendi adına müstakil olarak gerçekleştirdiği marka tescilinin bu ibare üzerinde öncelik ve üstün hak sahibi sıfatıyla oluştuğunun kabulü mümkün olamayacağı gibi, böyle bir durumda davalının tescilsiz marka olarak kullanıma karşı sessiz kalınmak suretiyle dava hakkını yitirildiğinden de söz edilemeyeceği halde, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu kararda yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararı davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)