(6762 S. K. m. 329, 405) (818 S. K. m. 61) (1086 S. K. m. 73)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 11.04.2007 gün ve 2006/200 - 2007/202 s. kararın Yargıtay'ca tetkiki duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 02.03.2010 tarihinde davacı avukatı A. Ç. ile davalılar Kombassan İnş. Tarım ve San. İşl. Tic. A.Ş., H. B. vekili Av. S. A. B., Av. S. B. gelip, sair davalı A. Ö.'e yurtdışına tebligat yapılmasına rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunarak incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin de içerisinde bulunduğu Kombassan Grubu tarafından Almanya başta olmak üzere birçok ülkede yüksek faiz garantisi ve paraların her istendiği an geri çekilebileceği sözü verilerek bir banka gibi binlerce Türk vatandaşından mevduat toplandığını, aynı taahhütlerle davalı şirketin temsilcisi davalı A. Ö.'in 04.01.1999 gününde verilen teslim-tesellüm belgesi karşılığında müvekkilinden 29.700 DM tahsil ettiğini, bilahare işlemiş faizi ile birlikte 29.735 DM tutarlı Kombassan İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Tic. A.Ş. adına basılmış Ortaklık durum Belgesini 02.03.2000 gününde davacıya verdiğini, Kombassan Grubu yönetim kurulu başkanı davalı H. B. tarafından gönderilen mektuplarda biraz sabırlı olunması, paraların geri ödeneceği hususunda telkinde bulunarak paraları isteyenlere iade etmediğini, 08.02.2006 günlü ihtarnameye de olumlu yanıt verilmediğini ileri sürerek, izinsiz halka arz ve kanunlara aykırı biçimde aracılık faaliyeti sebebiyle davacıya bu biçimde hisse senedi satılamayacağı ve şirket ortağı olunamayacağının tespitine, yapılan sözleşmenin butlanla batıl kabul edilmesi durumunda sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca 29.700 DM karşılığı 24.000 YTL'nin ticari faiziyle birlikte, sözleşmenin geçerli kabul edilmesi durumunda 29.700 DM karşılığı 24.000 YTL'nin % 20 faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket ve H. B. vekili, davacının müvekkili şirketin ortağı olup, bu şirkete ilişkin elinde hisse senetleri bulunduğunu, müvekkillerinin kimseye zorla hisse senedi satmadığı gibi kimseye yanlış bilgi verilmediğini, TTK'nun 329. maddesine göre davacının talepte bulunamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının tahsilini talep ettiği parayı davalı şirkete ortak olmak amacı ile yatırdığı ve karşılığında ortaklık durum belgesi aldığı, paranın yatırılma tarihinin 04.01.1999 tarihi olup, dava dilekçesinde açıklandığı üzere başlangıçta para yatırılanlara kar payı dağıtıldığı, davacının davalı şirket ortağı olup, TTK'nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortağının yatırdığı parayı isteyemeyeceği, ortaklığının halen devam ettiği, kaldı ki ortaklığın kabul edildiği dönemlerde kar payı veya faiz adı altında nemalandığı gerekçesiyle, davalı şirket hakkındaki davanın esastan, sair davalılar hakkındaki davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davada öncelikle, yasalara aykırı işlemler nedeniyle, davacının davalı şirketlere ortak olmadığının tesbit edilerek, bu sebeple davacıdan tahsil edilen paranın haksız zenginleşme hükümlerine göre iadesi istenmiş, davalı H. B.'ın davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olması ve yatırılan paraların geri ödeneceği vaadlerinde bulunması sebebiyle şahsen de müteselsilen sorumlu olduğu iddia edilmiştir. Davalılar vekilince, davacının davalı Kombassan İnş. Tur.San. İşl. A.Ş.'nin ortağı olduğu savunulmuştur.
Mahkemece, davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, davacının davalı şirkete ortak olup olmadığının tespiti yönünde 28.09.2006 günlü oturumda keşif kararı verilmiş ise de, aynı oturumda davacı vekili mahallinde keşif yapılmasını, ancak bilirkişinin muhasebeci olmayıp, konusunda uzman üniversite öğretim üyesi olmasını istemiştir. Mahkemece, bilirkişi seçimi konusundaki davacı vekilinin talebi dikkate alınmadan muhasebeci bilirkişi marifetiyle keşif yapılmasına karar verilmesi üzerine 14.12.2006 günlü dilekçesinde davacı vekili, şirket defter ve kayıtlarının mahkeme dosyasına ibraz ettirilmesinin mümkün olduğunu, izinsiz halka arz ve kanunlara aykırı biçimde aracılık faaliyeti sebebiyle hisse senedi satılamayacağı ve davanın şirkete bu biçimde ortak olunamayacağının tespiti olduğunu, tayin edilen bilirkişiye ait itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek, aynı günlü oturumda keşif giderlerini yatırmayacaklarını ifade etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin işin niteliği gereği SPK uzmanlarından bilirkişi veya Ticaret Hukuku dalında uzman bilirkişi tayin edilmesi ve defter ve kayıtların dosyaya ibrazı sağlanarak, defterler üzerinde inceleme yaptırılması talebi, bu sebeple verilen ara kararı doğrultusunda keşif yapılmasına muvafakatları olmadığına dair beyanı nazara alınarak, bilirkişi incelemesi yapılmadan, dosyadaki mevcut delil durumu da gerekçe gösterilerek, davacının davalı şirketin ortağı olduğu konusunda yanlar arasında çekişme bulunmadığı gerekçesiyle TTK'nun 329, 405. maddeleri uyarınca davanın reddine karar verilmiştir. Ticari defterlerin ve kayıt belgelerin taraflardan istenmesi ve tetkiki usulü TTK ve HUMK'nda düzenlenmiş olup, davalı şirketlerin tetkiki gereken ticari defter ve kayıtları davaya bakan mahkemenin yargı çevresi dahilinde ise davalı tarafa mehil verilip getirtilmek suretiyle uzman bilirkişi heyetine incelettirilip rapor alınabileceği gibi, başka mahkemenin yargı çevresi dahilinde bulunuyorsa talimat yoluyla incelettirilmesi mümkün olup, mahkemenin, davacı vekilinin bu yöndeki talebini reddetmesi usul ve kanuna aykırı olduğu gibi, taraflar arasında davacının davalı şirkette pay sahibi olduğu hususunda muaraza var iken, bu konuda çekişme bulunmadığının kabulü ve bu kabule göre yazılı biçimde karar verilmesi de dosya kapsamına uygun değildir. Ayrıca, yalnızca ortaklık durum belgesi adı altında fotokopi ve şirket unvan ve kaşesini taşımayan belgeye dayanılarak, davacının bütün delilleri toplanıp değerlendirilmeden, Ceza Mahkemelerindeki dava dosyalarının kapsamı, bu davaya etkileri, sonuçlarının beklenmesi gerekip gerekmediği belirlenip irdelenmeden sonuca varılması doğru olmamıştır. Davalı H. B. hakkındaki davanın da bütün deliller incelendikten sonra hasıl olacak sonuca göre değerlendirilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde husumetten reddi bozma sebebi görülmüştür. Bütün bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü hükmün davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy