(6762 S. K. m. 43, 54) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 07.05.2009 tarih ve 2008/621-2009/264 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mehmet Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirketin ticaret unvanlarının aynı olduğunu, bu durumun karışıklığa yol açtığını, müvekkilinin ticaret unvanını, ticaret sicil memurluğuna davalıdan önce tescil ettirdiğini ileri sürerek, davalının müvekkilinin ticaret unvanına tecavüzünün önlenmesine, Netpak ibaresinin davalının ticaret unvanından terkinine ve kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ve davalı ticaret unvanlarının aynı olup bu durumun iltibasa neden olduğu, davacının ticaret unvanını davalıdan önce tescil ettirdiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının davacının ticaret unvanına müdahalesinin men'ine, davalının sicilde kayıtlı unvanında bulunan Netpak ibaresinin ticaret sicilinden terkinine ve hüküm özetinin ilanına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının ticaret unvanının esas unsuru olan Netpak ibaresinin ticaret sicilinden terkini istemine ilişkin olup, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere her ne kadar davacı üstün hak sahibi ise de davalı unvanını 08.02.1999 tarihinde tescil ettirmiş, işbu dava ise yaklaşık 10 yıl sonra 21.07.2008 tarihinde açılmıştır. TTK'nun 43/2 maddesi uyarınca davalının iltibası önleyici ibareler taşıyan ticaret unvanı alması gerekirse de, dava konusu olayda olduğu gibi davacının ilan nedeniyle bilmek durumunda olduğu bu hususa karşı uzun süre sessiz kalması nedeniyle mahkemece hak kaybına uğradığı kabul edilerek MK.'nun 2. maddesi gereğince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabul hükmü kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edeneiadesine, 25.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy