(4389 S. K. m. 10) (5411 S. K. m. 61) (818 S. K. m. 306, 307, 372)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 7.5.2009 tarih ve 2008/501 - 2009/521 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İhsan Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından internet şifresi girilmek suretiyle iki gün içinde dava dışı Tarkan Dolunay isimli kişinin hesabına havale yapılmak suretiyle 2.100 TL para çekildiğini, davalı bankanın gerekli güvenlik önlemlerini almaması sebebiyle oluşan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek, 2.100,00 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kişisel bilgilerini koruyamaması sebebiyle oluşan zarardan müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Kanun ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. B.K.nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa'nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nefi ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporunda, davacının hesabında daha fazla para olduğu halde daha az bir miktar paranın çekildiği, dolandırıcıların tüm parayı çekmemesinin normal olmadığı, dolayısı ile dolandırıcılık gerçek olmadığı kabul edilmiş ise de, dosya içinde mevcut ceza soruşturmasına ilişkin belgelerde davacının hesabından paranın havale edildiği dava dışı Tarkan'ın savcılık beyanında; bilgisayar satımı ile uğraştığını, hesabına çok kişiden para geldiğini, davacıyı tanımadığını ve sahtecilik suçundan da hükümlü olduğunu beyan etmiş olup, mahkemece bu kişinin beyanı değerlendirilmemiştir.
Oysa, yukarda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edildiği iddia edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka yapılan işlemin davacının kendisi tarafından yapıldığını veya dolandırıcılık eyleminde davacının da dahlinin olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.
Bu itibarla, mahkemece, yukarda yapılan açıklamalar doğrultusunda, meydana gelen zararda davacının da işin içinde olduğuna ilişkin ispat külfetinin davalı üzerinde olduğunun kabulüyle gerektiğinde paranın havale edildiği Tarkan hakkındaki soruşturma dosyasının akıbeti de beklenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın, davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 17.5.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy