(2004 S. K. m. 67, 72)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyşehir Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 30.10.2008 tarih ve 2008/24-2008/370 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin daha önce davalı şirketin ortağı olduğunu yapılan sözleşme çerçevesinde ortaklık payını R. Y.'a devrettiğini, devir sözleşmesinin 15 inci maddesi gereğince tarafların sözleşmede kararlaştırılan borçların teminatı olarak 150.000,00 TL'lik bono düzenleyerek yediemine verdiklerini, davalının yediemindeki bonoyu ödediği vergi borcundan müvekkiline isabet eden kısmı yönünden takibe koymak üzere almasına rağmen tamamı üzerinden takibe koyduğunu, vergi borcunun usulüne uygun ihtar edilmediğinden müvekkilinin borçtan haberdar olmadığını bu sebeple vergi borcundan sorumlu olmadığını, sorumluluğu kabul edilse bile sözleşme gereğince ödenen verginin yarısında sorumlu olmasına rağmen senedin tamamı üzerinden kötüniyetli olarak takibe konulduğunu ileri sürerek, senet ve takipte yazılı miktarda borçlu olmadığının tespiti ile % 40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, takibe konu bononun teminat senedi olmayıp cezai şart için verildiğini, ortaklığın sona ermesinden sonra sözleşmede belirlenen yükümlülüklerin davacı tarafından yerine getirilmemesi sebebiyle cezai şart için düzenlenen bononun takibe konulduğunu savunarak, davanın reddi ile % 40 icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, takibe konu bononun ortaklık ilişkisinin sona ermesi sebebiyle sözleşmede kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararın giderilmesi amacıyla verildiği, davacının, sözleşme gereği davalıca ödenen vergi borcunun yarısından sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle davalının icra dosyasında takibe konu bono sebebiyle 38.449,96 TL borçlu olduğunun tespitine, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya dair istemle icra tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, şirket hisse devri sözleşmesi sebebiyle verilen bonodan dolayı takip miktarı kadar borçlu olmadığının tespiti istemidir.
1) Taraflarca düzenlenen şirket hisse devir ve paylaşım sözleşmesi gereğince bono düzenlenerek yediemine verildiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşmenin 11 inci maddesi gereğince davacının, şirketin vergi borcundan sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise ne miktarda sorumlu olduğu ve sözleşmenin 15 inci maddesi gereğince verilen bononun hangi hukuki sebeple verildiği noktasında toplanmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmenin vergi borçlarını düzenleyen 11 inci maddesinde 25.7.2005 tarihinden itibaren bütün borçlar ernur inşaatındır. Hisselerini devredenlerin hiçbir borcu yoktur. Ancak, T... inşaatından vergi çıkarsa yarısını M. E. A., yarısını R. Y. ödeyecektir. Daha sonra herhangi bir vergi teftişinden 25.7.2005 tarihine kadar olan işlemlerden dolayı vergi çıkarsa yarısını M. E. A., yarısını R. Y.'ın ödeyeceği, 15 inci maddede ise, İş bu anlaşma için R. Y. ( E... İnşaat ) ve M. E. A. ayrı ayrı 150.000,00 TL senet imzalayarak H. C.'a teslim edecek. Anlaşma maddelerini yerine getirmeyen tarafın veya herhangi bir sebeple anlaşma maddelerinden mağdur olan taraf iş bu senedi H. C.'dan alarak işleme koyacaktır denilmiştir. Mahkemece, takip konusu bononun sözleşmeyle kararlaştırılan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uğranılan zararların teminatı için verildiği kabul edilmiştir. Mahkemenin vardığı sonuç, taraflar arasındaki sözleşme ve dosya içeriğine uygundur. Ancak, davalı tarafça ödenen vergi borcunun ne kadarından davacının sorumlu olduğu konusunda yapılan araştırma ve alınan bilirkişi raporu hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı, E... A.Ş.'nin 25.7.2005 tarihine kadar olan vergi borçlarıyla T... inşaatından çıkacak verginin yarısından sorumludur. Bu durumda, içinde vergi uzmanı bilirkişinin de bulunduğu bilirkişi kuruludan, davacının itirazlarını karşılayacak şekilde Ernur aş.'nin belirtilen tarihe kadar tahakkuk eden vergi borcunun aslı ile bu tarihe kadar işlemiş faizinin kuşkuya yer vermeyecek ve denetime elverişli şekilde tespit edilerek davacının sorumluluğunun belirlenmesi gerekmektedir. Bu tarihten sonra oluşan vergi borçlarıyla gecikme zam ve faizlerinden ise davacı sorumlu tutulamaz. Davacının sorumlu olduğu döneme dair vergi borcunun aslı ve yine bu dönem içinde işlemiş gecikme faiz ve cezaları tespit edilmeden, davacının 2005 yılının tüm vergi borçlarının yarısından sorumlu tutulması doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2) Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği halde menfi tespit davasında tazminatı düzenleyen İ.İ.K.'nun 72/4-5 inci maddelerinin koşullarını değerlendirmek yerine olayda uygulanma yeri bulunmayan ve itirazın iptali davasındaki icra inkar ve kötüniyet tazminatını düzenleyen İ.İ.K.'nun 67 nci maddesinin şartlarının değerlendirilerek tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru değildir. İ.İ.K.'nun 72/4 üncü maddesi uyarınca menfi tespit davası reddedilen borçlunun tazminata mahkum edilebilmesi için, bu dava sırasında bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu kararın icrası sebebiyle alacaklı davalının alacağını geç almış olması gerekir. Öte yandan, İ.İ.K.'nun 72/5 inci maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı-borçlu lehine sonuçlanması üzerine, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı-borçlu lehine kötüniyet tazminatına hükmedilir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmektedir. Alacaklının kötüniyetli sayılabilmesi için de, haksız olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği halde icra takibine girişmiş olması gerekir. Belirtilen yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında somut olayın ele alınarak tarafların tazminat taleplerinin değerlendirilmemiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
3) Kabule göre de, dava menfi tespit davası şeklinde açıldığına göre, davacının borçlu olmadığı miktarın tespitine karar verilmesi ve harç ve yargılama giderlerinin belirlenmesinde bu miktarın esas alınması gerekirken, borçlu olduğu miktarın tespitine harç ve yargılama giderlerinin tayininde de bu miktara göre karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan (1) bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin, (2) ve (3) bentlerde açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 28.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy