(818 S. K. m. 41)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 15.7.2009 tarih ve 2006/781 - 2009/168 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. T. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin Dağıtım ve İhracat Anlaşması uyarınca Renault marka ve logosuna dair (inhisari lisansla) kullanım hakkını, münhasır satış ve servis işletmeciliği alanında gerçek ve tüzel kişilere yetkili satıcılık ve yetkili atölye sözleşmesiyle kullandırdığını, davalının yetkili atölye sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerini ihtara rağmen yerine getirmemesi ve Rekabet Kurumu tebliği gereğince imzalanması gereken ek sözleşmeyi imzalamaması sebebiyle 28.4.2006 tarihinden geçerli olmak üzere sözleşmenin feshedildiğinin Beşiktaş 6. Noterliğinin 1.5.2006 tarihli ihtarnamesiyle davalıya bildirildiğini, anılan ihtarla davalının müvekkiline ait logo marka, tabela ve basılı evrakları kullanmayarak iade etmesinin istenilmesine rağmen davalının arada sözleşme olmaksızın marka ve logoyu kullanarak marka hakkına tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek, 5.000,00 TL maddi tazminata ile bu tazminata KHK'nin 67. maddesi uyarınca makul bir payın eklenmesi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, uyuşmazlıkla ilgili kesin hüküm bulunduğunu, davacının sözleşme gereğince verilmesi gereken basılı evrak, tabela, totem, logo ve benzeri araçları müvekkiline vermediğini, müvekkilinin sözleşmeye aykırılık sebebiyle davacı hakkında İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava açmasından sonra sözleşmenin feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının ihtarname gönderdiği tarihte yapılan sözleşmenin geçerli olduğu, sözleşme yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin kanıtlanamadığı, davada sözleşmenin feshinin istenmediğinden sözleşmenin fesh edildiği sonucuna varılamayacağı ve davalının dava tarihindeki kullanımının sözleşmeye aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, marka hakkına tecavüz sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç doğru değildir. Şöyle ki, fesih, karşı tarafa ulaşması gereken tek taraflı irade beyanıyla oluşur ve feshin gerçekleşmesi için karşı tarafın kabulüne gerek bulunmamaktadır. Davacı yan, davalının sözleşme şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle 28.4.2006 tarihinden geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshetmiş, durumu 1.5.2006 tarihli ihtarla davalıya bildirmiştir. Davalı yan, davacı tarafından yapılan bu feshin geçersizliğini ve fesih şartlarının oluşmadığını açtığı bir davada da ileri sürmemiştir. Diğer yandan taraflar arasında İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde görülen ve Dairemizce onanarak kesinleşen davanın konusu 11.2.2002 tarihli fesihi bildirimi olup, sözleşmenin feshinin irade sakatlığı sebebiyle geçersizliği iddia edilmiş ve mahkemece anılan hukuki çerçevede feshin irade sakatlığıyla yapıldığı belirlenerek geçersizliğine hükmedilmiştir. Bu yönüyle anılan davayla eldeki uyuşmazlık hukuki nitelikçe bir birinden farklı olduğu gibi ilk davanın konusu olan 11.2.2002 tarihli fesih bildiriminden sonra yukarda da belirtildiği gibi davacının 28.4.2006 tarihli fesih bildirimi davalıya 1.5.2006 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen davalı 2. kez yapılan bu feshin geçersizliğini de ileri sürmemiştir. Bu durumda, mahkemece davacı tarafından yapılan fesihin geçerli olduğu kabul edilerek, fesih sonrası davalının, davacı markasını kullanımı devam ediyorsa davacı istemlerinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına bozulmasına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 16.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy