(2004 S. K. m. 72, 250)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 21.05.2007 gün ve 2005/163-2007/279 s. kararın Yargıtay'ca tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içerisinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve bütün belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirketin bankalardan alacağı kredinin teminatı için müvekkili şirketin bazı taşınmazları üzerine ipotek verme yetkisi olan vekil S. A.'un tapuda düzenlenen ipotek sözleşmesinde bu yetki aşılarak, davalı şirketin ipotek alacaklısı olarak gösterildiğini, oysa vekaletin ipotek alacaklısı davalı değil, 3 ncü kişi banka olacak biçimde tesis edildiğini, vekilin davalı şirketin çalışanı olması dahi davalı şirketin kötü niyetini gösterdiğini, bu halde davalı şirketin müvekkilinden bir hak talep edemeyeceği ve esasen bir alacağı da bulunmadığı durumda ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile davalının takip başlattığını, kanuna aykırı olarak icra emri gönderildiğinden itiraz edilemeyip takibin kesinleştiğini, Gebze Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/100 Esas s. dosyasına bu yolsuz ipotek tescilinin iptali için dava açtıklarını, o davada menfi tesbit talep etmeyi unuttuklarını, yolsuz tescilin iptal edilmesine o davada karar verilse dahi, kesinleşmiş icra takibine etkisinin olmayacağını ileri sürerek, davalıya borçlu olunmadığının tespitini, en az % 40 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, İİK'nun 250/son cümlesine göre, ipoteğin iptali hakkındaki davalarda İİK'nun 72 nci maddesi hükümleri kıyasen uygulanacağından, bu davadan önce açılan o davanın sonucu alınmadan bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, öte yandan davalı şirket hisselerinin dava dışı Kombassan A.Ş.'ne devrinden sonra ortaya çıkacak olan borçlara davalı şirketin ortaklarından olan davacı şirketin de ipotek vermeyi taahhüt ettiğini, bu dava konusu ipoteğin bu amaçla tesis edildiğini ve gerçek borca dayalı olduğunu, vekaletnamenin hisse devrinden sonra verilmesinin davacı şirketin kötü niyetini gösterdiğini ve hisse devrindeki taahhüde aykırı biçimde kaleme alındığını, 6 yıl boyunca benimsedikten sonra ipoteğe vekaletnamenin kapsamından ötürü itiraz ettiğini, ipotek geçersiz olsa bile, davacının borcunun sabit olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile davalının yaptığı takibin kesinleşmesinden sonra, davacının açtığı o dava sonunda vekaletnamede geçerli bir yetki bulunmadan ipotek tesis edildiği gerekçesiyle ipoteğin kaldırılmasına karar verilmekle, takibin dayanağı olan ipoteğin geçersiz hale geldiği, alacağın temeli olan hukuki ilişkinin ortadan kalktığı, böyle bir ipoteğe itibar edilemeyeceği, davalının kötü niyetinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle, menfi tesbit isteminin kabulüne, tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı borçluyu menfi tesbit davası açmaya zorlayan takibin, var olduğu düşünülen hakkın kullanımı kapsamında başlatılmış bulunduğunun kabulü gerekmesi karşısında, mahkemece kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyizine gelince; dava, menfi tesbit istemine ilişkindir.
Davacının davalı aleyhine işbu davadan önce Gebze 2. Asliye Hukuk Mahkemesi' ne açtığı davada, davacının davalı şirkete gerçekte borcu bulunmadığı ve ayrıca vekaletname kapsamı aşılarak ipoteklerin tesis edildiği ileri sürülerek, ipoteklerin kaldırılması talep edilmiş, işbu dava devam ederken 07.03.2006 gününde yargılamaya son verilerek, ipotek işleminin dayanağı olan vekaletnamenin ipotek tesisi için yeterli olmadığı, vekaletnamedeki yetki ve sebep dışına çıkılarak ipotek tesis edildiği, taraflar arasında alacak-borç ilişkisi olup olmadığının değerlendirilmesine gerek olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu kararın bulunduğu dosyanın fotokopilerini davacı vekili ibraz etmiş olup, kararda kesinleşme şerhi bulunmadığı gibi, davalı yan kararın kesinleşmediğini temyiz dilekçesinde ileri sürmüştür. Temyize konu kararın gerekçesinde de anılan kararın kesinleşip kesinleşmediği belirtilmemiştir. Mahkemece o kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulmadan, o mahkemece vekaletnamede geçerli bir yetki bulunmadığı gerekçesiyle ipoteğin kaldırılmasına karar verildiği, takibin dayanağı olan ipoteğin geçersiz hale geldiği gerekçesiyle menfi tespite karar verilmiştir.
Oysa o davanın kabulü kararının kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulması, kesinleşmiş ise işbu davada davalı yanın derdestlik itirazında bulunmadığı da gözetilerek davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabulü ile şimdiki gibi menfi tesbit isteminin kabulü kararı verilmesi gerekecektir. Şayet o davanın kabulü kararı temyiz edilip bozulur ve o davanın reddine karar verilip kesinleşirse işbu davanın kesin hüküm sebebiyle reddine karar verilmeli ve borcun gerçekte bulunmadığı iddiası incelenmemelidir.
Bu durumda, o kararın kesinleşip kesinleşmediği üzerinde durulup, az önce açıklanan çerçevede davanın ele alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı biçimde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer, temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç; Yukarda (1) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin bir bölüm temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (3) no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 04,05 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 18.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy