(2709 S. K. m. 141) (1086 S. K. m. 388, 428) (556 S. KHK. m. 12)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.11.2008 tarih ve 2006/574 - 2008/800 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 1.3.2011 gününde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Bilir tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili adına İSTİKAN markasının 23.2.1998 tarihinde tescil ettirildiğini, davalıların müvekkilinin markası ile ürettiği çay paketlerinin ambalajının aynısı haksız olarak üretip piyasaya sundukları gibi 2004 yılında üçüncü şahıstan İSTİHKAM markasını devir alarak eylemlerini sürdüklerini, davalılar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek davalıların haksız rekabetlerinin ve markaya tecavüzlerinin tesbiti ile önlenmesine, davalılar adına tescilli İSTİHKAM markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Markaların farklı olduğunu, davacının müvekkili markasına uzun süre sessiz kaldığını ve hak kaybına uğradığını, markanın K.H.K.nin 12. maddesine uygun kullanıldığını, markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıların haksız rekabetlerinin ve markaya tecavüzlerinin tesbiti ile önlenmesine, davalılar adına tescilli İSTİHKAM markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkindir.
H.U.M.K.nun 388. maddesi hükmüne göre mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Yine Anayasa'nın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da H.U.M.K.nun 428. maddesi uyarınca Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
1-) Temyiz konusu yapılan mahkeme kararı, H.U.M.K.nun 388. maddesinde belirtilen unsurlardan ve özellikle de gerekçeden yoksun olup, denetime elverişli değildir. Ayrıca karara esas alınan bilirkişi raporunda davalılara ait markanın tescilli olduğu sınıfların bir kısmında iptali gerektiği belirtilmesine rağmen, mahkemece bilirkişi raporundan sebep ayrılarak yazılı şekilde karar verildiği de gerekçelendirilmemiştir. Bu itibarla mahkemece, gerekçesiz şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2-) Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy