(818 S. K. m. 162, 163)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Aliağa Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 3.12.2008 tarih ve 2004/114-2008/371 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 1.3.2011 gününde davacı avukatı E. D. geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı taraf duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A. S. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete 26.11.2002 sevk tarihli nakliyat sigorta poliçesiyle sigortalı bulunan B. Petrolcülük A.Ş.'ye ait motorinin davalı taşıyıcı M. K.'a ait ve kendi idaresindeki 35 ndb 40 plakalı vasıtayla Aliağa'dan, Susurluk'a nakli sırasında 26.11.2002 tarihinde hasarlandığını, bu hasar sebebiyle 20.1.2003 tarihinde emtianın kurtarılan bedeli düşüldükten sonra 15.385.200.000 TL'nin sigortalıya ödendiğini ileri sürerek bu miktarın 20.1.2003 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, dosyadaki kanıtlara göre, 26.11.2002 tarihinde gerçekleşen kazadan sonra 27.11.2002 tarihinde düzenlenen poliçeye dayanarak T.T.K.1279 maddesi gereğince, davacının rücu hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, davacı sigortacının davalı taşıyıcıya karşı açmış bulunduğu işbu rücu davası, davacı sigortayla dava dışı sigortalı arasında abonman nakliyat sigorta poliçesi bulunsa bile, hasarın meydana geldiği taşımaya dair sigorta poliçesinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra düzenlendiği ve bu tarihten önce dava dışı sigorta ettiren tarafından taşımaya dair bildirimin sigortacıya yapıldığının kanıtlanamamış olması sebebiyle sigortacı tarafından yapılan tazminat ödemesinin geçerli bir akdi ilişkiye dayanmadığı, bu sebeple de sigortacının rücu hakkının doğmadığı gerekçesi ile, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten de, mahkemenin yukarda açıklanan gerekçesinde değinildiği gibi, sadece abonman sözleşmesinin bulunması spesifik yani belirli bir taşımaya dair akdi ilişki ve bildirim olmadıkça taşınan malın sigorta örtüsü altında olduğu kabul edilemez ve sigortacı da böyle bir rizikodan sorumlu olmaz. Ancak, davaya konu olayda, rizikonun gerçekleşmesinden önce bildirim yapılarak, sırf prim tahsili amacına yönelik olarak yapılan poliçenin rizikodan sonra tanzim edilmiş olması olayda T.T.K.nun 1279 uncu maddesinin tatbikini gerektirmez. Halefiyet halinin kendi durumunu ağırlaştırmayan ve esasen zarardan sorumlu olduğu halde bu sorumluluktan kurtulmak isteyen taşıyıcının, böyle bir durumda ihbarın rizikonun gerçeklemiş olduğunu bile, bile sigorta ettiren tarafından yapıldığının ispat külfeti altında olduğunun kabulü gerekir. Oysa dava dosyasında davalı tarafın bu yönde bir delil göstermediği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, davacı sigortacının T.T.K.nun 1295/4 üncü maddesiyle aynı Yasa'nın 1301 inci maddesi uyarınca halefiyet hakkını kazandığının kabulü gerekirken, ispat yükü ters çevrilerek yazılı şekilde, davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuş ve kararın açıklanan sebeple bozulması gerekmiştir.
Öte yandan, davacı sigorta şirketi, gerçekleşen riziko sebebiyle abonman sözleşmesine dayanarak altı adet spesifik sigorta sertifikasına dayalı olarak ödeme yapıldığını ve T.T.K.nun 1301 inci maddesine dayandıklarını iddia etmekle birlikte aynı zamanda sigortalı mal bedelinin sigortalıya ödendiğini ve bu yangın sebebiyle sigortalının davalıdan olan alacaklarını temliken aldıklarını ileri sürerek akdi temlik ilişkisine dayanmıştır. Dosya incelendiğinde, gerek satıcı sigortalının gerekse alıcının davaya konu emtianın yanmasından kaynaklanan tüm alacaklarını davacı sigorta şirketine temlik ettikleri de anlaşılmıştır. Bu durumda davacı sigortacının 1. dayanağı olan sigorta sözleşmesine istinaden kanuni halefiyet hakkına dayalı alacak davası açamayacağı kabul edilse bile, B.K.nun 162 ve 163 üncü maddeleri hükümlerine uygun olarak düzenlenen temliknamelere dayalı olarak dava açma hakkının varlığının kabulü gerekir. Nitekim mahkeme gerekçesinde davacının gerek alıcıdan gerekse sigortalı satıcıdan aldığı temliknamelerin B.K.nun 162 ve 163 maddelerinde öngörülen vasıfları haiz olduğu da, belirtilmiştir. Mahkemece, dosyadaki bu tesbit ve olgulara karşın gerekçenin son kısmında davacının sadece 2. abonman sözleşmesinin yürürlükte bulunduğu tarihte düzenlenmiş bulunan son sigorta sertifikası kapsamında kalan alacağın istenebileceği belirtilmek suretiyle yeterli gerekçe gösterilmeden davanın sadece bir kısmı kabul edilirken gerekçede de, çelişki oluşmuştur. O halde mahkemece, yukarda belirtilen ilkeler çerçevesinde olayın değerlendirilmesi ve gerekçedeki çelişki giderilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına bozulmasına, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy