(4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 7, 8, 29, 30, 31, 178) (1412 S. K. m. 74)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 18.12.2008 tarih ve 2004/197-2008/713 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 19.04.2011 gününde davacı avukatı K. P. ile davalı avukatı S. H. K. gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi M. L. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkili Bankanın Merter Şubesi ile davalı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri uyarınca şirkete kredi kullandırıldığını, diğer davalıların sözleşmeleri müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, ancak kredinin geri ödenmediğini, bu konuda çekilen ihtarında sonuçsuz' kaldığını, yapılan takip sonucunda banka lehine olan taşınmazın alacağa mahsuben satın alındığını, daha sonra 7.8.2002 tarihli protokol imzalanmasına rağmen borçlunun edimlerini yerine getirmediğini, 3.3.2004 tarihi itibariyle 782.862 CHF, 1.850.259 EURO, 54.455.917.560.256 TL. alacaklarının olduğunu ileri sürerek, şimdilik 2.197.831 EURO.nun 3.3.2004 tarihinden itibaren yıllık 4.7385 oranında temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiş, 16.12.2005 tarihli ıslah dilekçesiyle de 6.137.204,91 EURO.nun temerrüt faizi ile ferileriyle birlikte tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili, müvekkili şirketin davacı Bankadan kullandığı kredilere karşılık 15.971.000 USD, 6.500.000 DEM, 663.000 CHF 1.300.200.000.000 TL. tutarında taahhütnameleri imzaladığını kredinin maddi teminatını teşkil etmek üzere fabrika binası, müştemilatı ve makinalardan oluşan teferruatının banka ekspertizlerince belirlenen değeri olan 14.300.000.000 TL üzerinden ipotek tesis edildiğini, davacı Banka tarafından 04.08.2002 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapıldığını, haciz baskısıyla 07.08.2002 tarihli tasfiye protokolünün düzenlendiğini, davacı Banka'nın 12.000.000.000 TL. olarak belirlediği değere göre fabrika binası ve müştemilatını alacağına karşılık olarak satın aldığını, halbuki banka ekspertizinin dahi 14.000.000.000 TL değer tespit ettiğini, aradan iki yıl geçtikten sonra banka tarafından daha düşük bedelle satın alma işleminin gerçekleştiğini, bu durumun MK. nun 2. maddesine aykırı olduğunu, BK. nun 29 ve 30 maddesine göre fabrika binası ve teferruatının satılacağı tehdidi altında düzenlenen protokolde ikrah şartlarının bulunduğunu, haciz baskısının ikrah sayılacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Birleşen (İstanbul Asliye 9. Ticaret 2004/788 esas) davada davacılar vekili, müvekkili şirketin mülkiyetinde bulunan fabrikanın davalıya olan kredi borçlarının cebri tahsil işlemleri sırasında dayatma ile imzalanan protokolle kredi borcuna mahsuben yarı değerine yakın bedelle davalıya devredildiğini ve davalının fahiş kazanç elde ettiğini, davalının yasal hakkını kullanırken hakkını kötüye kullandığını, esasen borcun taşınmazın satışı ile ödendiğini, aksine davacı şirketin alacaklı olduğunu iddia ederek, BK.nun 29,30,31/2 maddeleri uyarınca davacı şirketin alacaklı olduğunun tespiti ile şimdilik davalı Banka'nın vermiş olduğu 500.000.000.000 TL zararın tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili tarafından kullandırılan kredinin geri ödenmemesi nedeniyle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla borçlu şirket aleyhine yapılan takibin kesinleştiğini, borcun ödenmesi konusunda 07.08.2002 tarihli protokol imzalandığını, protokol kapsamında gayrimenkulün 12.000.000.000 TL üzerinden satın alındığını, protokol gereğince fabrika binasının kullanımının davacı şirkete verilmesine rağmen borcun yine de ödenmediğini, çekilen ihtarla protokolün feshedildiğini, taşınmazın boşaltılması için ihtarname çekildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Birleşen (İstanbul Asliye 11. Ticaret 2005/40 esas sayılı) davada davacılar vekili, diğer birleşen davadaki iddialara dayalı olarak, şimdilik 10.000.000.000 TL.nin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmeleri çerçevesinde şirkete kredi kullandırıldığı, kredilerin teminatı olarak şahsi kefaletten ipotek alındığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, bu aşamada tarafların yeniden anlaşarak 07.08.2002 tarihli protokolü düzenledikleri, protokole göre taraflarca kredi borcunun 9.712.344 EURO ve 271.983 CHF olarak tespit edildiği, ipotek verilen fabrikanın toplam satış değerinin ise 12.000.000.000 TL olarak belirlendiği ve belirlenen borçtan mahsup edildiği, kalan borcunda taksitler halinde ödenmesinin kararlaştırıldığı, ancak kredi borçlularınca protokolde belirlenen taksitlerin ödenmediği, protokol hükümlerinden vazgeçilerek kredi sözleşmesi hükümlerine dönülmediği, artık protokolde belirlenen borç miktarının esas alınması gerektiği, protokole göre gayrimenkulün taraflar arasında kararlaştırılan 12.000.000.000 TL bedeli protokolde belirlenen toplam borç bedelinden mahsup edildiğinde talep tarihi olan 03.03.2004 tarihi itibariyle bankanın toplam 2.204.377 EURO alacağı olduğunun belirlendiği, ıslah tarihi olan 16.12.2005 tarihi itibariyle yapılan hesaplamanın dikkate alınamayacağı, yasal bir hakkın kullanımı olan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılmış olması ve takibin kesinleşmesi nedeniyle dosyada satış aşamasına gelinmesi iradeyi sakatlayacak boyutta bir tehdit ve bu nedenle müzayaka halinin varlığı olarak algılanamayacağı, rayiç değer olarak 25 trilyon değerin bilirkişilerce belirlenmiş olmasının gayrimenkulün icraen satışında bu miktar üzerinden satılabileceği kesin sonucunu doğurmayacağı, taşınmazın değerinin düşük gösterilmiş olmasının tek başına ikrahın oluştuğunun kabulü için yeterli olamayacağı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen her iki davanın da reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1 - Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve esasen birleşen her iki davanın da 7.8.2002 tarihli protokolün imzalanmasından sonra BK.nun 31 inci maddesinde öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmamış olmasına göre asıl davada davacı vekilinin diğer, davalılar vekilinin ise tüm, birleşen her iki davaya yönelik olarak da birleşen davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan birleşen her iki davanın da onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2 - Davacı vekilinin asıl davaya yönelik olarak temyiz itirazına gelince; asıl dava, genel kredi sözleşmelerine dayalı olan alacağın asıl borçlu şirket ile müşterek müteselsil kefil olan davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı alacağının kredi sözleşmeleri hükümlerine göre mi yoksa protokol hükümlerine göre mi hesaplanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, davacı Bankanın açmış olduğu davada (gerek dava gerekse ıslah dilekçesinde) protokol hükümlerine göre taşınmazın kredi alacağına mahsubu sonrası kalan kredi borcu için talepte bulunulması karşısında, protokol hükümlerinden kredi sözleşmesi hükümlerine dönülmediği ve bu nedenle davacı ile davalı şirket arasında yapılan 7.8.2002 tarihli protokol hükümlerinin esas alınması gerektiği sonucuna varılarak protokol hükümleri esas alınmak suretiyle hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, gerek dava dilekçesinde gerekse ıslah dilekçesinde davacı Banka hem kredi sözleşmelerine hem de protokol hükümlerine dayanmış olup, 7.8.2002 tarihli protokol davacı Banka ile davalılardan yalnızca şirket arasında düzenlenmiştir. Kaldı ki, anılan protokolün konusunu düzenleyen 2 nci maddesi Bankadan kullandığı kredilerden kaynaklanan borçlarının borçlu tarafından Bankaya ödenmek suretiyle tahsil ve tasfiye edilme şartlarını düzenlemektedir, İşbu protokol hiç bir şekilde borçlunun Bankaya olan borçlarının tecdidi anlamına gelmeyip, Borçlar Kanunu'nun 178 inci maddesi anlamında borcun nakli değildir...., yine muacceliyet hali başlıklı 7 nci madde ise ödeme planına uygun ödemelerin yapılmaması veya protokol hükümlerine uyulmaması veya şartlarından herhangi birinin yerine getirilmemesi halinde alacak muaccel hale gelecek ve protokol ile sağlanan tüm indirimler kalkacak ve Banka gerek işbu protokol hükümleri kapsamında ve gerekse borçlu ile daha önce akdedilmiş olan kredi sözleşmelerinin hükümlerine dayanarak, kanuni takiplere geçecek ve geçilmiş olanlara devam edecektir. ve yine 8 inci madde ise işbu protokol daha önce muhtelif tarihlerde taraflar arasında akdedilmiş genel kredi ve cari hesap sözleşmeleri ile orta vadeli kredi sözleşmelerinin eki ve ayrılmaz bir parçası olup,.... hükmünü haizdir. Anılan hükümler çerçevesinde davacı Bankanın fabrika bedelini protokol hükümleri gereğince borca mahsup etmiş olması mahkemenin kabulünün aksine davacının alacağının protokol hükümleri çerçevesinde hesaplanacağı sonucuna ulaşmayı haklı kılmaz. Kaldı ki, yukarıda da vurgulandığı üzere anılan protokol yalnızca asıl borçlu davalı şirketle davacı Banka arasında imzalanmış olup, kefillerin sorumluluğunun esasen kredi sözleşmeleri hükümleri çerçevesinde belirleneceği de kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, anılan protokol hükümlerinin alacaklıya tanıdığı hak ve yetkiler karşısında davacı Bankanın alacağını asıl borçlu ve müşterek müteselsil kefil olan davalılardan kredi sözleşmeleri hükümleri çerçevesinde talep etmesinde hukuki hiç bir engel bulunmadığı ilke olarak kabul edilmek suretiyle aynı bilirkişi kurulundan davacı vekilinin ciddi, esaslı ve sonuca etkili itirazlarını da karşılayan hüküm kurmaya ve denetlemeye elverişli ek rapor alınmak ve sonucuna göre HUMK.nun 74 üncü maddesi hükmü de gözetilerek bir karar verilmek gerekirken sonuçta yanlış ilkeye ve bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, asıl davadaki hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlere, asıl davada davacı vekilinin diğer, davalılar vekilinin ise tüm, birleşen her iki davaya yönelik olarak da birleşen davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan birleşen her iki davanın da ONANMASINA,(2) nolu bentte açıklanan nedenle, asıl davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle asıl davadaki kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 825,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı-karşı davalı T. Vakıflar Bankası T.A.O.'na verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 114.171,75 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılardan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy