(1086 S. K. m. 437)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Asliye 8. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.06.2008 tarih ve 2006/299-2008/193 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalıdan bonoya dayalı alacaklı olduğunu, icra takibi başlattığını, bu kapsamda özel aracının satışının yapıldığını, borcuna mahsuben kısmi ödemede bulunduğunu, çek verdiğini, borcun kapatılmadığım, haczedilen taşınmazların satışa çıkarıldığım, satışların bir kısmının düştüğünü, ödenemeyen alacağın 136.000.00 YTL'ye ulaştığını, 20.09.2005 tarihinde iş yerine gelerek önceden hazırladığı ibraname ile bonoyu zorla vekil olarak kendisine imzalattığını, bu ibranameyle takibi iptal ettirdiğini, gerçekte alacağın ödenmediğini ileri sürerek, davalının borcunun tamamının ödenmediğinin tespitine ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, alacaklının böyle bir dava açamayacağını, ibranamenin imzalanarak verildiğini, davacının ayrıca para istediğini, takibe ve işlemlere devam ettiğini, ibranameye dayalı olarak takibin iptal edildiğini, savcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlandığını, müvekkilinin tacir olduğunu, ödeme kabiliyetinin bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, davacının aynı iddialarla savcılığa yaptığı suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlandığı, tanıkların görgü ve bilgiye dayalı beyanlarının bulunmadığı, ibraname altındaki imzanın inkar edilmediği, iddiaların kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalının bonodan kaynaklanan borcunun tamamını ödemediğinin tespiti ile inkar tazminatı istemine ilişkindir.
Davacının hamili bulunduğu bonoya dayalı olarak davalı aleyhine kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlattığı, bu takibin kesinleştiği, alacağına mahsuben bir kısım tahsilatlar yaptığı, davalının, davacı tarafından verildiğini iddia ettiği ibraname ile icra takibini iptal ettirdiği, davacının bu ibranamenin cebren alındığını iddia ederek işbu davasını açtığı, davalının borcunun tamamını ödemediğini açıklayarak bunun tespitine karar verilmesini istediği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Bu dava, esas itibariyle bir tespit davasıdır. Tespit davası, ilerde açılabilecek eda davasının öncüsüdür. Eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında bir hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yararın varlığı, davanın genel şartlarındandır. Mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. O halde, davacının eda davası açması gerekirken tespit davası açtığı, davada hukuki yararının olmadığı dikkate alınıp bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esastan reddi yönünde hüküm kurulması yanlış olmuş ise de sonucu itibariyle doğru olan kararın açıklanan gerekçe ile onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün değişik gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy