(556 S. KHK. m. 7, 8, 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.03.2008 tarih ve 2007/64-2008/121 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Y. L. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “K. C.” ve “L. I.” markalarının 06,12,35. sınıflarda müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin tescilinden sonra davalının başvurusu üzerine aynı sınıflarda “A. F.” ibaresinin davalı adına tescil edildiğini, müvekkilinin markası ile davalı markası arasında iltibas oluştuğunu ileri sürerek, davalının 2003/22079 nolu marka tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, markalar arasında benzerlik olmadığını, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, “Z.” ibaresinin müvekkilince uzun yıllardır ticaret alanında kullanıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markalarının tescilli olduğu ve tanınmış marka olmadığı, marka sahibi firmaların farklı adreslerde ticari faaliyetlerini yürüttükleri, eskiden ortak olmaları nedeniyle bazı müşterilerin karıştırma ihtimali bulunmasına rağmen sektörde çalışan kişilerin tarafların ortaklıklarının sona erdiğini bildiklerini bu nedenle müşteri açısından karışıklığın söz konusu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 7/1-(b) ve 8/1-(b) madde hükmüne dayalı olarak açılan ve aynı kanunun 42/1-a ve b maddesi hükmü uyarınca davalının markasının iptali istemine ilişkindir.
Davacı yanın, dava ve esasa cevap dilekçesinde yer alan anlatımlarına ve öne sürülen maddi vakıalara göre davacı vekili, davalının, müvekkilinin tescilli markası ile aynı veya ayırt edilmeyecek kadar benzer ibareyi aynı mal ve hizmet sınıflarında marka olarak tescil ettirdiğini, bu durumun markalar arasında iltibas tehlikesi oluşturduğunu belirterek sonradan tescil edilen davalı markasının hükümsüzlüğü ile terkinini istemiştir. Mahkemece, 556 sayılı Markalar Hakkındaki KHK kapsamında bir değerlendirme yapılmadığı gibi, markalar arasında karıştırma ihtimali bulunduğunu kabul edildiği halde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
O halde, yapılan açıklamalar çerçevesinde uyumazlığın ele alınarak, taraf delillerinin denetime olanak sağlayacak şekilde 556 sayılı KHK’nun anılan maddeleri çerçevesinde değerlendirilerek, aynı sınıfta tescilli markalar arasında aynılık veya ayırt edilmeyecek kadar benzerlik bulunup bulunmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan rapor alınması, davalının sessiz kalma nedeniyle hak kaybı koşullarının oluştuğuna ilişkin savunmasın da değerlendirilerek oluşacak kanaate göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış ilkeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.01.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)