(6762 S. K. m. 309)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17/03/2009 tarih ve 2006/471-2009/104 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri olarak görev yaptıkları dönem içinde toplu iş sözleşmesine tabi olmayan personele 1993-2003 arasında ikramiye ödemesinde bulunduklarını, buna ilişkin alınan kararın toplantı ve karar nisabına uygun olmadığını, bu nedenle kararın batıl olduğunu, şirketin usulsüz olarak ödenen bu paralar nedeniyle zarar ettirildiğini ileri sürerek, 450.990,63 TL'nin temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı, zamanaşımı defi ile birlikte esasa ilişkin olarak da davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nın 309/son maddesi gereğince dava tarihinden 5 yıldan daha öncesine ait zarar için zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle, 16.8.2001 öncesi için talebin zamanaşımı nedeniyle reddine, bu tarihten sonraki zarar iddiası için ise, 7 kişiden oluşan yönetim kurulunun 4 üyesinin toplanarak alınan kararda toplantı ve karar nisabının ana sözleşmeye aykırı olmadığı, ikramiye dağıtılmasına ilişkin alınan kararın da yönetim kurulunun yetkisine ait olup yasa ve ana sözleşmeye aykırı olmadığı gerekçesiyle, 16.08.2001 tarihinden sonraki dönem için de davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 02,80 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 19.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
NOT: ÖNEMİ NEDENİYLE İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
İSTANBUL
11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
E: 2006-471
K: 2009/104
T: 17.03.2009
Davacı vekili 17.8.2006 tarihli dava dilekçesinde özetle: Denetçisi oldukları G. İplik ve Mensucat Sanayi A.Ş nin İstanbul ticaret sicil memurluğunda kayıtlı olduğunu ve halka açık bir şirket olduğu için hisselerinin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gördüğünü dolayısıyla şirketin TTK'nın hükümleri ile birlikte sermaye piyasası kanunu hükümlerine de tabii olduğunu belirterek 1.7.2006 tarihinde yapılan 2005 hesap yılına ilişkin olağan genel kurul toplantısında aynı tarihli yönetim kurulu raporunun genel kurula sunulduğunu, buna göre şirketi kasten zarara uğratan davalılar hakkında hukuki ve cezai işlem yapılmasına dair alınan karar gereğince iş bu davanın açıldığını, davalıların şirket ana sözleşmesinin 32. maddesine aykırı bir biçimde toplu iş sözleşmesi dışındaki personele ikramiye ödediğini, bu hususun çalışanlar tarafından iş mahkemelerinde açılan davalardan anlaşıldığını yapılan incelemede 20.4.1993 tarihli yönetim kararı uyarınca Beyaz Yakalı olarak adlandırılan işçilere de ikramiye ödenmesine başlandığını, 20.4.1993 tarihli bu yönetim kurulunda ki 7 üyeden 4 tanesinin kararı imzaladığını dolayısıyla bu kararın TTK'nın 330. madde hükmü gereğince batıl olduğunu bu olaylara ilişkin açıklamalar yapılmadığından daha sonraki senelerde verilen ibraların geçerli olmayacağını şirketin yönetim kurulunun hukuken yok hükmünde olan 20.4.1993 tarih ve 169 nolu kararına dayanarak ve ana sözleşmeye aykırı olarak 2003 yılına kadar şirket çalışanlarına ikramiye adı altında ödemeler yapılmasını sağlayan yönetim kurulunun bu işlemleri şirketi zarara sokma saiki ile yaptığını, şirket denetim kurulu üyelerin de kanunen kendilerine yüklenen vazifeleri yerine getirmeyerek bu işlemlere iştirak ettiklerini ve bu karar neticesinde yapılan ödemeler nedeniyle şirketin 450.990,63 TL zarara uğratıldığını belirterek fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulması kaydı ile 450.990,63 TL tutarındaki zararın davalılardan sorumlulukları oranında müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar H., M., C., A., M., T. vekilleri yazılı beyanlarında genel kurul tarafından önceki yıllarda verilmiş ibraların geçerli olduğunu ve geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılamayacağını bu nedenle müvekkillerin genel kurulda ibra edilmiş olduklarını, TTK.'nın 309. maddesi hükmü gereğince 2 ve 5 yıllık sürelerin geçtiğini, zaman aşımı süresi geçtikten sonra açılan davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle reddi gerektiğini davacı şirketin 2000 yılı şubat ayından beri duruma muttali olduklarını, bu nedenle 2 yıllık zaman aşımı süresinin de dolduğunu, dava dilekçesinin usul hükümlerine uygun olmadığını, davalıların sorumluluk miktarlarının ayrıştırılarak davanın açılmasını gerektiğini yine şirketin aynı iddialarla Cumhuriyet Savcılığına yapmış olduğu şikayetin takipsizlik ile sonuçlandığını, açılan davanın MK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu İstanbul 7 ATM'sinin 2005-397 esas sayılı dosyası üzerinden görülen davanın bu dava dosyası ile birleştirilmesi gerektiğini, şirket denetçilerinin dava açma hakkı bulunmadığını, davaya konu 1.7.2006 tarihli genel kurul kararının ahlak iyi niyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığını zira o tarihte müvekkillerinin dışında görev yapan bir çok ismin davalı olarak gösterilmediğini ve bu hususun genel kurulda alınan kararların iyi niyet kurallarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini, belirterek usul ve esas yönünden yerinde olmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı E. vekili cevaplarında müvekkilinin yönetim kurulunda bulunduğu tüm genel kurul toplantılarında bilançoların kabul edilip tüm yönetim kurulu üyeleri ve murakıpların ibra edildiğini, müvekkilinin 7.11.2002 tarihinde istifa ederek yönetimden ayrıldığını, o tarihten bu güne kadar 2 yıl geçtiğini, dolayısıyla şirketin dava hakkının zaman aşımına uğradığını, davacının iddialarının haklı ve yasal sebep illiyetinden yoksun olduğunu, öncelikle 1993 yılından itibaren şirkette görev yapan tüm yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin davada taraf olması gerekirken davanın sadece bir kısım yönetim kurulu üyesi ve denetçilere yöneltilmesinin usulü eksiklik doğurduğunu, aynı zamanda haksızlık yarattığını ve dava açılmayan bu yönetim kurulu üyelerinin de bir kısmının halen yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, davacının 20.4.1993 tarihli kararda toplantı ve karar yeter sayısı olmadığı iddiasının asılsız olduğunu, bir kısım imzaların eksikliğinin basit bir ihmalden kaynaklandığını, müvekkilinin de toplantıya bizzat katıldığını, dolayısıyla 7 kişiden oluşan yönetim kurulunda 4 üye ile yapılan toplantının yasa hükmüne uygun olduğunu, beyaz yakalı işçilere ödeme yapılırken bir haksızlığın giderilmek istendiğini, personele ikramiye ödemesi yönetim kurulunun yetkisinde olduğunu, bu hususun yasalara aykırılık teşkil etmediğini ve ana sözleşmenin de ihlali anlamında olmadığını şirketlerde zamanın koşullarına göre değişen kararların yetkilendirilmiş kişi ya da kurullarca alınabileceğini belirterek yerinde olmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar H., A. ve M. adına çıkarılan davetiyeler bila tebliğ iade olunmuş, dosyaya sunulan veraset ilamlarından davalıların dava tarihinden önce öldükleri anlaşılmış, bu nedenle bu davalıların taraf ehliyeti olmadığı ve bu davalılar yönünden dava şartı bulunmadığı anlaşıldığından haklarındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Diğer davalılar yönünden:
Dava TTK'nın 336 ve devamı maddeleri hükmüne göre açılmış olup, yönetim kurulu üyesi ve denetçilerin sorumluluğu ve şirketin uğradığı zararın sorumlulardan tahsili talebini içermektedir.
Davacı şirketin sicil dosyası, ana sözleşmesi, şirketin 20.4.1993 tarihli yönetim kurulu kararları, o tarihten itibaren yapılan genel kurulları ile alınan kararlar, taraf vekillerince dosyaya delil olarak sunulan mahkeme ilamları ve sair belgeler ile tüm belgeler üzerinde inceleme yapan bilirkişilerin düzenledikleri rapor davanın delillerini oluşturmaktadır.
Şirketin yönetim kurulunun 169. nolu, 20.4.1993 tarihli, kararı incelendiğinde 5. maddede ... Ana Sözleşmemiz gereği çalışanlara ödenen kar payı yönetim kurulumuzca 1989 yılı için 30.1.1990 tarih ve 156 nolu kararı ile 4 maaşa iblağına, b-1990 yılı için 27.4.1991 tarih ve 56 nolu kararı ile, 4 maaşa tamamlanmasına, c-1991 yılı için, 17.4.1992 tarih ve 115 nolu kararı ile çalışanlar kar payının net 4 maaşa tamamlanması (fark ikramiyesi olarak) ile genel kurula müteakip ödenmesini kararlaştırmıştır. 1992 yılı kar payının da net 4 maaşa tamamlanarak genel kurula mutakip ödenmesine, 1993 yılı dahil olmak üzere bundan böyle bu statüdeki çalışanlara, TİS'e tabii çalışanlara ödenecek olan ikramiyelerde birlikte aynı şartlarda ikramiye ödenmesine, ana sözleşme gereği bilanço karından ayrılan, temettünün bu hesapta mahsubuna,
.. hükümlerinin bulunduğu ve bu kararın altında H., H., M., A'nın imzalarının bulunduğu görülmüştür. Davalıların zaman aşımı iddiaları gereğince öncelikle zaman aşımı itirazları incelenmiştir. TTK'nın 309. maddesi gereğince şirketin 305, 306, 307, 308. maddelerinde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde mesul olan kimseler aleyhine dava açılabilir. Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren 5 yıl geçmekle murüuzamana uğrar. Bu fiil cezayı müstelzim olup ceza kanuna göre müddeti daha uzun müruruzamana tabii bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur. Buna göre zaman aşımı süresinin üst sınırı 5 yıldır. Davacı tarafından davalılar hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet neticesinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 2006-39802 soruşturma nolu 2006-22828 karar no numarası ile 30.10.2006 tarihinde takipsizlik kararı vermiştir. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan itirazda reddedilmiş ve verilen takipsizlik kararı kesinleşmiştir. Bu nedenle, cezai zaman aşımının olayımızda uygulanması da mümkün değildir ve davanın açıldığı tarih olan 16.8.2006 tarihinden itibaren 5 yıl öncesine ilişkin olarak yani 16.8.2001 tarihinden önceki dönemler için davalıların zaman aşımı itirazları mahkememizce yerinde görülmüş, bu döneme ilişkin talepleri zaman aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Davacının zaman aşımına uğramayan döneme ilişkin talepleri yönünden ise; Davacının yukarda açıklanan şirketin yönetim kurulunun 1993 tarihli kararının batıl olduğu iddiası incelendiğinde uyuşmazlığın A.Ş'lerde yönetim kurulu toplantısında yasada öngörülen toplantı yeter sayısının ana sözleşme değişikliği ile azaltılıp, azaltılamayacağı noktasında toplandığı görülmektedir. TTK'nın 330/1. maddesinde toplantı yeter sayısının ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça yönetim kurulunun üye sayısının en az yarısından bir fazlası olarak açıklanmıştır. Davacı şirketin ana sözleşmesinin 8/5. maddesinde ise 3 kişilik bir yönetim kurulu öngörülmemiş en az 5 en çok ise 9 kişilik yönetim kurulu üyelerinin bu kurulda görev yapabileceği belirtilmiştir ve 5 kişilik yönetim kurulunun 3,7 kişilik yönetim kurulunun 4,9 kişilik yönetim kurulunun ise üyenin katılımı ile toplanacağı kabul edilmiştir. Mahkememizce benimsenen bilirkişinin gerekçeli raporunda belirtildiği üzere ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin istikrar kazanan görüşlerinde işaret edildiği üzere bu durum TTK'nın 312. maddesi hükmü ile birlikte ele alındığında TTK'nın 330/1. maddesindeki emredicilik vasfının 3 kişilik yönetim kurulu bakımından öngörüldüğü, diğer bir deyişle anonim şirket ana sözleşmesinde yönetim kurulu üye sayısı asgari 3 kişi olarak belirlenmişse, bunun aksine Ana sözleşme de yapılamayacağından toplantı yeter sayısının da yarıdan bir fazlası kuralı uyarınca 3 olacağı ana sözleşme ile yönetim kurulu üye sayısı 5,7 ve 9 kişi olarak belirlenerek TTK'nın 312. maddesinde belirlenen asgari sayının üzerine çıkıldığında, TTK'nın 330/1. maddesinde öngörülen aksinin ana sözleşme ile kararlaştırılabileceği hükmünden yararlanılarak, toplantı yeter sayısının yarıdan bir fazlası ilkesine aykırı olarak çoğunluk, yani yarıdan fazla ilkesinin benimsenebileceği ve bu benimsemenin emredici hükme aykırılık teşkil etmeyeceği, 1993 tarihli kararın içeriğinde ana sözleşme gereğince çalışanlara ödenecek kar payına atıfta bulunulduğu, kar payı dağıtımının şirketin kar etmesi durumunda mümkün olduğu, ancak bu kararla amaçlananın kar payı dağıtımından ziyade mavi yakalı işçilerle yani TİS tabii olan işçilerle, beyaz yakalı olarak adlandırılan işçiler arasındaki toplu iş sözleşmesinden doğan ücret farkının giderilmesi olduğu, TTK'nın 317. maddesi gereğince şirketin idare ve temsilinin yönetim kuruluna ait olması karşısında bu kararın ana sözleşme hükmünün ihlali niteliğinde bulunmadığı, şirketin yönetim ve idaresi faaliyeti kapsamında kaldığı ve bu sebeple de kararın uygulanmasının yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu gerektirmeyeceği, ayrıca dosyaya sunulan belgelerden davalı yönetim kurulu üyelerinin ilgili dönemler bakımından genel kurulda ibra edildikleri ve bu ibra kararları aleyhine de geçersizliği nedeni ile dava açılmadığı, dolayısıyla ibraların geçerli olduğu, davacı şirketin HAAO olması ve bağımsız dış denetime tabii olması, dış denetim incelemelerinde çalışanlara ödenen ücretlerin de tartışılması ve raporlarda zikrolunması gerektiğinden genel kurulların vermiş oldukları ibraların da davalılar yönünden geçerliliğini sürdürdüğü, dolayısıyla davalıların işlem ve eylemlerinin kanun ve ana sözleşmesi çerçevesinde kendilerine sorumluluk yükler mahiyet taşımadığı, bu nedenle talebin reddi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan nedenlerle,
1- Davacı vekilinin 16.08.2001 tarihi öncesine dair talebinin zaman aşımı nedeniyle reddine,
2- 16.08.2001 tarihinden sonrasına ait dönem yönünden davasının yerinde bulunmadığından reddine,
3- Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 15,60 TL red karar ve ilam harcının peşin alınan 6.088,40 TL'den düşümü ile kalan 6.072,80 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacı yana iadesine,
4- Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesap ve takdir olunan 26.439,62 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak Davalılara verilmesine,
5- Davalı E. E. vekili tarafından yapılan 13,35 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalıya verilmesine,
6- Ölen Davalılar dışındaki davalılar tarafından yapılan 45,85 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine
Dair taraf vekillerinin yüzünde, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde temyizi kabil olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17.03.2009 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy