(6762 S. K. m. 1301) (818 S. K. m. 42)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; İstanbul Denizcilik İhtisas Mahkemesince verilen 13.07.2010 tarih ve 2008/86-2010/319 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra, işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı tarafından taşıma ve tahliyesi yapılan Libya'dan İstanbul'a taşınan polietilen emtiasından toplam 292 torbanın yırtık ve akarlı olduğunun belirlendiğini, nakliyat emtia sigorta poliçesine dayalı olarak sigortalıya 6.118,00.-TL tazminat ödendiğini ileri sürerek bu miktarın sigortalıya ödeme yapılan 25.12.2007 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin söz konusu geminin bir kereye mahsus acenteliğini yaptığını, davalı asıl donatana husumetin yöneltilmesi ve davanın husumetten reddi gerektiğini, malın sovtaj değeri dikkate alınmaksızın hasar tespiti yapıldığını, COTİF Sözleşmesi gereği hasar ihbarının 8 gün içinde yapılması gerektiği halde buna uyulmadığını, borç olmayan bir hasarın tazmin edilmesinin davacının kusuru olduğunu, ayrıca sorumluluklarının sınırlı olup zararın mevcut olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, survey raporunda gemi kaptanının mühürü ve imzası bulunup buna göre emtianın hasarlı teslim edildiği, ancak 292 torba içindeki eşyanın ne kadarının hasarlı olduğuna dair belge olmadığı, yine survey raporuna göre 248 adet torbanın sızdırdığı ve hasarlı olduğu, 44 adet torbanın tahliye sırasında hasar gördüğünün belirtildiği ancak çuvallardan dökülen polietilen emtiasının toplandığı ve güvertede kalıntı bırakılmadığının belirtildiği, Akçansa Limanı'ndan çıkış yapan kamyonların kantar tartı değerlerinin mahkemeye sunulmadığı, dolayısıyla hasarlı olduğu tespit edilen torbalar içindeki emtianın ne kadarının davalının faaliyet sahasında zayi olduğunun dosya içeriğinden anlaşılamadığı, hasarlı torbalardan dökülen ve tekrar toplanan ürünün sovtaj değerlendirilmesinin yapılmadığı, polietilen emtiasının yerden süpürüldükten sonra kirlenmiş olmasının hammadde olarak kullanılmasında sakınca oluşturmadığı ve piyasada her zaman alıcı bulabileceği, bu sebeple de her zaman sovtaj değerine sahip olduğu, eşyanın tartı işleminin alıcının deposunda yapıldığı, dolayısıyla eşyanın ne kadarının gemide çuvallardan aktığı, ne kadarının kamyonlar ile davadışı alıcının deposuna nakledilirken zayi olduğunun anlaşılamadığı, emtiada oluşan hasarın ne kadarının davalının faaliyet sahasında oluştuğunun davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir. Sörvey raporuna göre, gemide taşınan torbalardan 248 adet torbada sızıntı olduğu ve muhteviyatının etrafa döküldüğü, yine gemiden tahliye sırasında 44 adet torbanın hasar gördüğü belirlenmiştir. Taşınan emtianın orjinal torbaları yırtılıp hasar oluştuğuna göre, hayatın olağan akışına uygun olarak davacının zararının doğduğu kabul edilmelidir. Her ne kadar sörvey raporunda tahliyenin ardından granül haldeki polietilen emtiasının toparlandığı ve güvertede akıntı veya kalıntı bırakılmadığı belirtilmişse de, yırtılan ve akan torbadaki emtia ile hasar görmemiş torbalardaki emtianın aynı olduğu kabul edilemez. Davalının kusurlu hareketiyle davacının sigortalısının uğradığı zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı açıktır.
Haksız fiillerden doğan borçlara ilişkin olarak zararın belirlenmesi ilkesini düzenleyen Borçlar Kanunu'nun 42/11. maddesinde, zararın hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakimin, halin mutad cereyanını ve zarar gören tarafın aldığı tedbirleri göz önüne alarak onu adalete uygun olarak tayin edeceği düzenlenmiştir. Zararın varlığının gerçek, ancak miktarının belirlenemediği durumlarda mahkemece Borçlar Kanunu'nun 42. maddesi uyarınca miktarının takdir ve tayini gerektiği için, bu doğrultuda değerlendirme yapılarak hüküm kurulması gerekirken davanın tamamen reddi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy