(1086 S. K. m. 275, 283, 284, 286)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 12.10.2009 tarih ve 2008/173-2009/617 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı ve davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi E. K. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının sahibi ve yönetiminde olduğu şirketle yaptıkları anlaşma gereğince, 2002 yılı şirket bilançoları, RTÜK payları evraklarının davalılar tarafından tasdik edildiğini. Maliye Bakanlığı kontrolörü tarafından yapılan incelemede, RTÜK payının eksik tespit edildiğini, matrah farkı nedeniyle gecikme bedeli ve vergi ziyaı cezası ödemek zorunda kaldığını, RTÜK payının eksik bildirilmesi nedeniyle toplam 105.410,87.-YTL ödemede bulunduğunu, bunun 26.490.-YTL kısmının anapara borcu olduğunu, bu kısım çıkarıldığında gecikme bedeli ve vergi ziyaı cezası olarak ödenen 78.920,87.-YTL kısımdan davalıların sorumlu olduğunu ileri sürerek, adı geçen miktarın ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkillerin tasdik raporunu düzenlerken gerekli özeni gösterdiğini, mali müşavirlerin verilen bilgi ve belgelere göre rapor hazırladığını, sorumlu olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, muhalif bilirkişi raporunun kabul edildiği, davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 78.920,87.-YTL.nın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalılar vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, RTÜK payının hatalı bildirimine dayalı uğranılan zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece uyuşmazlığın özel bilgi gerektirdiği sonucuna varılarak bilirkişi incelemesi yaptırılması cihetine gidilmiştir. Alınan çoğunluk bilirkişi raporunda kusurun davalılarda olmadığı bildirilmiş, azlık bilirkişi ise zararın davalıların kusurlu eylemi sonucu oluştuğunu belirtmiştir.
HUMK 275. vd, maddelerine göre çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilmek gerekir. HUMK 286. maddesinde belirtilen bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi bağlamayacağı hükmü ise, hakimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir edeceği, raporu yeter derecede kanaat verici bulmazsa HUMK 283. maddesi gereğince bilirkişiden ek rapor veya HUMK 284. maddesi gereğince yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği şeklinde anlaşılmalıdır. Yoksa hakimin çoğunluk görüşünün dışına çıkarak özel bilgiyi gerektiren hususlarda, bilirkişilerin yerine geçerek karar vermesi mümkün değildir. Bu itibarla mahkemece azlık bilirkişi raporuna göre hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, mahkemece hangi nedenle her iki davalının sorumluluğu cihetine gidildiği tartışılmadığı gibi, davalı tarafın zarar miktarına ilişkin itirazları da karar yerinde değerlendirilmemiştir.
Bu durumda, mahkemece yukarıda açıklanan hususlar nazara alınarak, uyuşmazlığın hallinin özel bilgiyi gerektirmesi nedeniyle yeniden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınarak neticesine göre bir karar vermek gerekirken, eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek bulunmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalılara iadesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13.12.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy