(556 S. KHK. m. 74)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23/12/2009 tarih ve 2008/17-2009/350 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 6 yıldır ….. ticaret ünvanı ve markası ile hizmet verdiğini, davacının tanıtım işaretine yoğun emek ve maddi harcama yaparak ayırtedicilik kazandırdığını, davalıların yıllarca suskun kaldıktan sonra müvekkili şirkete keşide ettiği ihtarname ile marka hakkına tecavüz edildiği iddiasında bulunduğunu, oysa yıllardır sessiz kalarak hak kaybına uğranıldığını, davalıların iyiniyet kurallarına aykırı davranışının haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davacının ticari işlerine yönelik olarak yanlış, yanıltıcı ve lüzumsuz yere incitici beyanlarla ihtarname keşide etmek suretiyle ortaya konulan muarazanın giderilmesine, bu yolla vaki haksız rekabetin men'ine, karar özetinin tirajı yüksek bir gazetede ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, yetki itirazında bulunmuş, müvekkillerinin uzun yıllardır faaliyet gösteren, sektörlerinde önde gelen firmalar olduklarını, …..ticaret ünvanını kullanan davacı firmanın sadece Ankara'da faaliyet göstermesi nedeniyle müvekkil firmaca farkedilmediğini, durumun öğrenilmesi üzerine düzenlenen ihtarnamenin davacıya gönderildiğini, davalıların markası ile davacının ibaresinin fonetik ve okunuş bakımından aynı, görsellik bakımından da yakın olması nedeniyle ihtarlarının haklı olduğunu savunarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların, davacının "....." ticaret ünvanı ve tanıtım işareti ile uzun yıllardan beri ticaret yaptığını bildiği halde sessiz kalarak hak kaybına uğradığı, bu durumda davacının davalıların ihtarnamesinden sonra oluşan hukuki tedirginliği gidermek amacıyla muarazanın giderilmesini talep etmede haklı olduğu, ancak davalıların markalarını korumak amacıyla ihtarname göndermelerinin davacının herhangi bir sınai hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davacının "....." ticaret ünvanı ve tanıtım işareti adı altında ticaret yapması eylemi hukuka aykırı bulunmadığından, davalıların "….." ibaresini kullanmaması yönünde ihtarname çekmek suretiyle yarattıkları muarazanın giderilmesine ve önlenmesine, diğer istemlerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkeme kararında da belirtildiği üzere dava 556 sayılı KHK'nin 74. maddesine dayalı bir menfi tesbit davası olup, davalılardan ….. Dış Ticaret Ltd. Şti. marka sahibi değildir. Bu itibarla, mahkemece, anılan davanın marka sahibi aleyhine açılması gerektiği nazara alınarak bu davalı aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmek gerekirken, kabulü bozmayı gerekmiştir.
2-Muarazanın giderilmesi davası olarak açılan ve mahkemece de kabul edildiği üzere, esasen menfi tespit davası niteliğinde olan ve davalıların uzun süre sessiz kalmaları nedeniyle davacının ticaret unvanındaki "….." ibaresinin kullanımına karşı dava açma haklarını yitirdiklerinden bahisle, davacının ticaret unvanının davalılar adına tescilli unvanlara iltibas ve tecavüz oluşturmadığının tespitine yönelik bir davanın gerek TTK ve gerekse de 556 sayılı KHK hükümlerine göre dinlenilebilme imkanı bulunmamaktadır. Bu durumda, ancak eda davasına konu olabilecek hallerde tespit davası açılamayacağı gözetilmek suretiyle davalılarca ticaret unvanlarına dayalı olarak sessiz kalma yoluyla dava açma haklarını yitirdiklerinin tespitine yönelik muarazanın men'i istemli davanın da reddi gerekirken, kararda yazılı gerekçelerle istemin kısmen kabulü de bozmayı gerektirmiştir.
3-Mahkemenin, davacı tarafından tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanılan "....." ibaresi ile davalı ..... Servis Ek. San. Tic. A.Ş. adına tescilli "....." ve "....." markasının iltibas yaratacak derecede benzer olmasına rağmen, davacının bu işareti tescilsiz olarak kullanımına uzun süre sessiz kalmak suretiyle 556 sayılı KHK 74. Maddesi uyarınca davalının marka hakkına dayalı olarak dava açma hakkının yitirildiğine ilişkin kabulüne gelince; Dairemizin 09.07.2002 tarih ve 4013/7210 sayılı kararında da belirtildiği gibi, dava tarihinde yürürlükte olan 1086 Sayılı HUMK'nda dava hakkı eda davası üzerine kurulmuş olup menfi tespit davası düzenlenmiş değildir. Ne var ki, doktrinde ve uygulamada menfi tespit davasının belli koşulların gerçekleşmesi halinde dinlenebilmesi gerektiği kabul edildiği gibi, yine bir kısım mevzuatta da bu tür davalar özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur (Örneğin 551 sayılı KHK'nin 149., 554 sayılı KHK'nin 64., 556 sayılı KHK'nin 74. maddeleri). Ancak, bu tür davalarla davalı taraf bir şey yapmaya ve şeyden kaçınmaya zorlanamayacağından ve sadece taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu belirlenmekle yetinileceğinden, dava açılabilme koşul ve menfaatinin bulunup bulunmadığı hususu, üzerinde titizlikle durulması gereken bir zorunluluktur. Aksi halde, sınırsız dava hakkının varlığının kabulü, uyuşmazlıkların gereksiz bir şekilde alabildiğince yaygınlaşmasına yol açabilecektir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, 556 sayılı KHK'nin 74. Maddesine dayalı menfi tespit davası koşullarının ve böyle bir davanın açılmasında hukuki yarar bulunup bulunmadığı hususlarının anılan madde amacıyla sınırlı olarak değerlendirilmesi gereklidir.
556 sayılı KHK'nin 74. Maddesi 1. Ve 2. fıkralarında "..menfaati olan herkes, marka sahibine karşı dava açarak, fiillerinin marka hakkına tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesini talep edebilir. Birinci fıkrada belirtilen davanın açılmasından önce, kendisinin Türkiye'de giriştiği veya girişeceği sınai faaliyeti sonucu üretilen ürünlerde kullanacağı markanın, başkasına ait bir marka hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hakkında, marka sahibinden görüşlerini bildirmesini noter aracılığıyla talep edebilir." şeklinde yer alan hüküm, esas itibariyle hukuki menfaat ve menfi tespit davası açılabilmesi koşullarını birlikte düzenlemektedir.
Söz konusu madde metninden de anlaşılacağı üzere, böyle bir menfi tespit davasının amacı Türkiye'de sınai faaliyette bulunan veya bulunacak kişinin fiillerinin başkası adına tescilli bir markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı hususundaki belirsizliğin giderilmesine yöneliktir. Bu durumda menfi tespit davasını açan davacının fiillerinin marka hakkına tecavüz niteliğinde bulunup bulunmadığının tespitini istemekte hukuki menfaati olacağı tabiidir. Ne var ki somut uyuşmazlıkta, marka hakkı sahibi davalı ..... Servis Ek. San. ve Tic. A.Ş.'nin sessiz kalmak suretiyle davacının "....." ibaresini tanıtıcı işaret (tescilsiz marka) olarak kullanımı aleyhine dava açma hakkını yitirip yitirmediği hususu, ancak marka sahibi davalı tarafından açılabilecek bir tecavüzün önlenmesi davasının yargılanması sırasında ve M.K.'nun 2.maddesi uyarınca mahkemece de re'sen dikkate alınması gereken bir itiraz mahiyetinde olup, davacının 556 Sayılı KHK'nin 74.maddesi kapsamında bu hususun menfi tespit davası yoluyla belirlenmesini istemekte hukuki yararı olduğu kabul edilemez.
Bu nedenle, davalı ..... Servis Ek. San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açılan muarazanın men'i davasının da reddi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle yerel mahkemece verilen kararın davalı ..... Dış Tic. Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın her iki davalı yararına BOZULMASINA, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalı ..... Servis Ek. San. ve Tic. A.Ş. yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 12.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)