(556 S. KHK. m. 5, 8)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bakırköy Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/03/2011 tarih ve 2010/309-2011/94 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi T. H. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 1998 yılından bu yan “SERAY” markası ile uluslararası taşımacılık alanında faaliyet gösterdiğini, davalının da müvekkili ile aynı sektörde faaliyette bulunduğunu ve “SELAY S+Şekil” ibaresini adına tescil ettirdiğini, söz konusu markalar arasında benzerlik bulunduğunu ve bunun da iltibasa yol açtığını, müvekkilinin varlığından haberdar olmaması mümkün olmayan davalının müvekkiline ait markadan faydalanmak amacıyla kötüniyetli olarak anılan markayı tescil ettirdiğini, davalının bu eyleminin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili ile davacı şirketin faaliyet alanlarının birebir aynı olmadığını, taraf markaları arasında iltibasa neden olacak bir benzerliğin bulunmadığını, davacı ile müvekkili arasında uzun yıllardır ticari ilişkinin bulunduğunu, müvekkili şirketten uzun yıllardır haberdar olan davacının, taraflar arasındaki bir anlaşmazlıktan sonra kötüniyetli olarak işbu davayı açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının markasındaki şekil ile davalının markasındaki şeklin farklı olduğu, ayrıca davacı markasında ticaret unvanının da tam olarak yazılı bulunduğu, taraf markalarının kavramsal ve şekilsel farklılıkları gözetildiğinde ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, öte yandan davacının aynı ve benzer sektörde faaliyette bulunan davalıyla en azından 2009 yılından beri ticari ilişkiye girerek, davalının markasını hukuken ve fiilen tanıdığı, diğer bir deyişle davacının, davalının markasını bilerek onunla ticari ilişkiye girdikten yaklaşık iki yıl sonra işbu hükümsüzlük davasını açtığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraf markalarının öne çıkan baskın unsurları "SERAY" ve "SELAY" kelimeleri olup davalı markasındaki tek harf değişikliği markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi halinde de 556 sayılı KHK'nin 5. maddesi anlamında davalı markasına bir ayırt edicilik katmamakta ve markalar arasındaki benzerliği ortadan kaldırmamaktadır. Diğer bir deyişle söz konusu farklılık, 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında ortalama tüketiciler nezdinde markalar arasında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesine yol açmasına engel değildir. Ayrıca TTK hükümlerine göre tescile dayalı ticaret unvanı kullanımı ile 556 sayılı KHK hükümlerine göre korunan markanın fonksiyonları birbirinden farklı olduğundan davacı tarafın, davalının ticaret unvanı kullanımına karşı sessiz kalması, tescilden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan işbu marka hükümsüzlüğü davası bakımından da davanın reddi sebebi olarak kabul edilemez. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/11/2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)