(5846 S. K. m. 1/B, 2, 4, 16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.4.2011 tarih ve 2010/141-2011/84 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi tarafların vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.6.2013 günü hazır bulunan davacı asil B. C. ile vekili O. A. ve davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi M. Ş. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalının maliki olduğu mimari eserin mimari proje müellifi olduğunu, ancak davalı malikin müvekkilinin proje müellifi olduğu mimari eserde izin almaksızın değişiklikler yaptığını, FSEK'in 16. maddesi uyarınca eser sahibinin izni olmadıkça eserde değişiklik yapılamayacağını, yapılan değişikliklerin mimar olan müvekkilinin itibarını zedeler nitelikte olduğunu, davalıya gönderilen 19.8.2010 tarihli ihtarnameyle tanınan sürenin sona ermesine rağmen eserin eski haline getirilmediğini ileri sürerek, davalının yaptığı haksız eylem sebebiyle müvekkilinin uğradığı manevi zararın tazmini için 10.000,00 TL'nin. izinsiz olarak binada değişiklik yapılmış olması sebebiyle bu değişiklik sözleşmeyle yapılmış olsaydı hangi bedel yapılabilecekse o bedelin 3 katı maddi tazminattan şimdilik 5.000,00 TL'nin, değişikliğin binada değer artışı meydana getirmiş olması sebebiyle de değer artışına dair maddi tazminattan şimdilik 5.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline, istenen tüm miktarlara ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren faiz işletilmesine ve eserin eski haline getirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili tarafından yapılan değişikliklerin eserin bütünlüğünü bozmayan ve kullanım amacı bakımından zorunlu olan değişiklikler olduğunu, davanın açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı tarafından yapılan değişikliklerin mimari projeyle uyumlu olmadığı, binanın sağlamlığını artırmak, emniyet sağlamak ve zorunlu onarım yapmak gibi amaçlara dayanmadığı, binanın görünümünü ve planını değiştirdiği, özgün mimarisini ortadan kaldırdığı, bu anlamda FSEK'in 16. maddesinde düzenlenmiş olan eserin bütünlüğünün korunmasını isteme biçimindeki manevi hakkın ihlal edildiği, ancak davacının diğer istemlerinin hukuki temelinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle davalının, binada yaptığı değişikliklerle davacı eser sahibinin mimari eserden doğan bütünlüğü isteme konulu manevi hakkını ihlal etmesi sebebiyle 6.000,00 TL manevi tazminatın 19.8.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınmasına, diğer tüm taleplerin ise yerinde olmaması sebebiyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, tarafların vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının maliki bulunduğu konutta yaptığı imara aykırı tadilatların davacıya ait mimari proje üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın gerçekleştirilmesi sebebiyle söz konusu davalı eyleminin, davacının mimari proje sebebiyle eser sahipliğinden kaynaklanan mali haklarına tecavüz de oluşturmayacak bulunmasına göre, davacı vekilinin maddi tazminat istemlerinin reddine dair olarak ileri sürdüğü bütün temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince: mahkemece mahallinde yapılan keşifte hazır bulunan mimar ve hukukçu bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 9.3.2011 tarihli raporda, davacı tarafından meydana getirilen projenin 5846 Sayılı FSEK 1/B ve 2/3 maddeleri kapsamında ilim eseri olduğu ve bu projenin uygulanması sonucu inşa edilen davaya konu Narlıdere İlçesi, Altıevler Mahallesi, V... Sokak, No: ...'daki binanın da estetik değer taşıdığı belirtilerek, söz konusu mimari yapının aynı Kanun'un 4/3. maddesi uyarınca mimari eser olduğu mütalaa edilmiş ise de taşınmazın estetik değer taşıdığı sonucuna varılmasını haklı gösterecek nedenler ve dayanaklar ortaya konulmamış, soyut olarak estetik değer taşıdığı belirtilmiştir.
5846 Sayılı FSEK'nın 2/3. maddesi uyarınca mimari projenin ilim ve edebiyat eseri olarak korunabilmesi için aynı Kanun'un 1/B maddesine göre sahibinin hususiyetini taşıması yeterli ise de mimari projenin uygulanması sonucu ortaya çıkan davaya konu konutun yani mimari yapının aynı Kanun'un 4/3. maddesindeki mimarlık eseri (güzel sanat eseri) olarak nitelendirilip korunabilmesi için aynı Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca estetik değere sahip olması da gereklidir. Somut olayda dosyaya sunulan raporda, Kanunun aradığı anlamda güzel sanat eseri olup olmadığı tartışması yapılmadan davaya taşınmazın FSEK 4/3. maddesi anlamında güzel sanat eseri olduğu görüşü açıklanmıştır. Bilirkişi raporu bu haliyle hüküm verilmeye yeterli ve elverişli bulunmamaktadır. Zira, anılan raporda 5846 Sayılı FSEK 4/1. maddesinde açıklanan ve güzel sanat eserlerini diğer eser türlerinden ayıran estetik niteliğe sahip olmak unsuru hakkında herhangi bir değerlendirme bulunmamaktadır. Davaya konu bina dışında davacı mimar tarafından aynı yerde, aynı mimari proje uygulanarak inşa edilen başka binaların da bulunduğu anlaşılmaktadır. Oysa, genel olarak güzel sanat eserlerinin özelliği bunların tek olmalarından kaynaklanmaktadır. Dava konusu konut ise tek olmayıp, aynı yerde benzer şekilde inşa edilen konutlardan birisidir. Bu durumun 5846 Sayılı FSEK 4/3. maddesi uyarınca estetik nitelik yönünden yapılacak değerlendirmede özellikle dikkate alınması zorunlu olup, aynı şekilde inşa edilmiş konutlardan oluşan mimari yapılar topluluğunun bir bütün olarak estetik değere sahip güzel sanat eseri sayılıp sayılmayacağı ya da davaya konu konutu diğerlerinden farklı ve eşsiz kılacak bir estetik niteliğin bulunup bulunmadığı gibi hususların bilirkişilerce tartışılıp değerlendirilmesi gerekir. Şüphesiz bu değerlendirme yapılırken de, bütün mimari yapıların az veya çok projeyi yapan mimarın özelliğini taşıdığı, fakat bir mimari yapının her şeyden önce fonksiyonel olarak belirli ihtiyaçları karşılamak zorunda olduğu ve bu zorunluluk mimarın serbest yaratma imkanlarını kısıtlayacağından, yapının estetik niteliğinin de ona göre irdelenmesi gerekeceği bilirkişilerce gözardı edilmemelidir. (Prof. Dr. Şafak N. Erol, Türk Fikir ve Sanat Hukuku, İkinci Bası, s.48, Ankara-1998).
O halde, mahkemece mimarlık konusunda öğretim üyesi ve uzman bilirkişilerden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden görüş alınmak suretiyle davaya konu konutun 5846 Sayılı FSEK 4/3. maddesi anlamında bir mimarlık eseri sayılıp sayılmayacağı belirlendikten sonra hasıl olacak sonuca göre manevi tazminata dair istem yönünden bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar üzerinde durulmadan manevi tazminata karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple davalı taraf yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, taktir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 27.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy