(4721 S. K. m. 1023, 1024)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada; İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 27/04/2010 tarih ve 2009/56-2010/189 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı N. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı O.'ın müvekkili bankadan kredi kullandığını ve taşınmazını ipotek olarak verdiğini, Sirkeci şubesi müdürü ve müdür yardımcısının sahte işlemleri neticesinde davalının kredi borcu gerçekte ödenmediği halde kredi borcunun kapatıldığını ve 23.01.2000 tarihinde ipoteğin fekkedildiğini, ipoteğin fekkinden sonra taşınmazın davalı Harun'a, ondan da davalı N.'a devredildiğini, ipoteğin fekkinin yolsuz işlemlerle yapıldığını, kredi borcunun ödenmediğini, davalıların iyi niyetli olmadıklarını, yolsuz yapılan işlemleri bildiklerini, banka görevlilerinin ceza mahkemesinde yargılandığını ileri sürerek taşınmaz üzerinde tekrar ipotek tesisini talep ve dava etmiştir.
Davalı N. vekili, müvekkilinin 27.07.2001 tarihinde taşınmazı davalı H.'a satın aldığını, satış işlemlerinin vefatından önce emekli albay eşi tarafından yapıldığını, 7 yıldır bu evde oturduğunu, tapu kayıtlarına güvenerek taşınmazı satın aldıklarını, iyi niyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı H. vekili, ipoteğin usulsüz fekkini müvekkilinin bilmesinin mümkün olmadığını, davalı O.'dan taşınmazı satın aldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı O. davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, davalı O.'ın kredi borcunun hayali hesaplardan yapılan 33.037,76.-TL aktarma işlemi ile kapatıldığı ve ipoteğin fekkedildiği, davalı O.'ın halen bankaya borcunun devam ettiği, emsal Şile Asliye Hukuk Mahkemesi kararı ve tüm dosya kapsamına göre ipoteğin fekkinin usulsüz şekilde yapıldığı, işlemin temelde sahte olması nedeniyle iyi niyet karinesine dayanılamayacağı, diğer davalıların iyi niyetli olup olmamasının sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, taşınmaz üzerinde 27.01.2000 tarihinde terkin edilen 30.000.-TL'lik ipoteğin davacı banka lehine yeniden tesisine karar verilmiştir.
Kararı, davalı N. vekili temyiz etmiştir.
Dava, yolsuz olarak terkin edilen ipoteğin yeniden tesisi istemine ilişkindir. Davalı O.'ın davacı bankadan kredi kullandığı ve 29.07.1998 tarihinde Osman'a ait taşınmaz üzerinde kredinin teminatı olmak üzere davacı lehine ipotek tesis edildiği, banka çalışanlarının sahte işlemleri neticesinde kredi borcu gerçekte ödenmediği halde, kredi borcu kapatılarak 23.01.2000 tarihinde ipoteğin fekkedildiği anlaşılmıştır. İpoteğin fekkinden sonra davalı O.'ın 26.05.2000 tarihinde taşınmazı davalı Harun'a sattığı, Harun'un ise 27.07.2001 tarihinde taşınmazı davalı Nuray'a sattığı, davanın 09.02.2009 tarihinde açıldığı belirlenmiştir.
Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ileride kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir Devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Nitekim T.M.K.'nun 1023. maddesinde aynen tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz biçiminde öngörülmüştür.
Somut olayda ipoteğin fekki işleminin hukuki dayanaktan yoksun bulunduğu, başka bir söyleyişle yolsuz olduğu sabittir. Davalı O. kötü niyetli ise de, ipoteğin fekkinden ve ilk satıştan yaklaşık 14 ay sonra taşınmazı satın alan davalı N.'ın edinmesinin iyi niyete dayalı olması halinde, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğunda olacağı ve adına tesis edilen sicil kaydının korunacağı kuşkusuzdur. Davacı tarafından davalının kötü niyetli olduğu ispat edilemediğine göre, tapu siciline iyi niyetle güvenerek taşınmazı satın alan davalının bu hakkı korunarak hakkındaki davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı N. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı N. yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.03.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy