(6100 S. K. m. 266)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.12.2010 tarih ve 2008/796-2010/711 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Kamil Ersin Ortaç tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin diğer davalıların borçlusu olduğu 75.000 TL bedelli gayri nakdi kredi sözleşmesine aynı miktarda kefil olduğunu ve bu kefaletin güvencesini teşkil etmek üzere 01.10.2004 tarihinde düzenlenen ipotek sözleşmesiyle taşınmazını ipotek olarak verdiğini, davalı bankanın bu gayrimenkul üzerindeki ipoteği 06.06.2005 tarihinde kredi sözleşmesindeki kefaletine ilişkin risk sona erdiğinden fek ettiğini, ancak 3 yıl sonra davalı bankanın diğer davalıların başkaca gayri nakdi kredi sözleşmelerinin kat edilmiş olması nedeniyle müvekkili hakkında icra takibi yaptığını, oysa müvekkilinin davalı bankaya her hangi bir borcunun olmadığını ancak icra tehdidi altında 75.000 TL daha para ödediğini ileri sürerek şimdilik 10.000 TL'nın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı İş Bankası vekili, süresiz kredi sözleşmelerinde kefaletinde süresiz bulunması nedeniyle kredi limitinin arttırılması ve yeni kredi kullandırılması halinde kefilin sorumluluğunun sona ermeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, sözleşmenin 70. maddesinde imzalanan genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmelerini süresiz olduğunun belirtildiği, süresiz olan bu sözleşmelerin taraflardan birinin diğerine yapacağı ihbarla ancak feshinin mümkün bulunduğu, sözleşmenin devamı süresince kredilerin sıfırlanmasıyla sözleşme ilişkisinin sona ermediği, bu nedenle de sözleşme kefilinin de sorumluğunun devam edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kefalet sözleşmesi nedeniyle davacı kefilden talep edilen meblağın istirdatı istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalı şirketin 75.000 TL bedelli kredi kullandığını, davalı Banka'dan kullanılan bu krediye müvekkilinin de kefil olarak imza attığını ve sözleşmede kefalet limitinin de 75.000 TL olarak belirlendiğini, ayrıca yine müvekkilinin aynı miktar için taşınmazını ipotek verdiğini, ancak borçlu şirketin bu kredi borcunu ödemesi nedeniyle davalı bankanın müvekkili tarafından verilen ipoteği kaldırdığını, müvekkilinin başka bir krediye kefil olmadığı halde davalı şirketin kullandığı başka krediler nedeniyle müvekkilinden para tahsil edildiğini iddia etmiştir.
Öncelikle davacının kefil olduğu kredi sözleşmesinde süre bulunmadığı için sözleşmenin süresiz olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda kredi sözleşmesiyle verilen kredinin ödenerek borcun kapatılması sözleşmeyi sona erdirmez ve bu sözleşmeyle borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde kefilin de sorumluluğu devam eder.
Ancak, dosya içerisinde bulunan kredi sözleşmesi ve banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporuna göre, davacının kefil olduğu sözleşme nedeniyle kullandırılan kredi borcunun sona ermesinden sonra davalı Bankayla davalı borçlu şirket arasında yeniden değişik tarihli kredi sözleşmelerinin akdedildiği ve bu kredi sözleşmelerine davacının kefil olmadığı görülmektedir. Bu durumda, yani davalı Banka, dava konusu krediyi sonraki tarihli başka bir kredi sözleşmesine istinaden kullandırmış ise davacının bu miktardan sorumlu olmaması gerekir.
Bu nedenle, mahkemece bilirkişiden ek rapor almak suretiyle dava konusu borcun hangi sözleşmeden kaynaklandığı, davacının kefil sıfatıyla imzaladığı sözleşmeye istinaden mi yoksa daha sonraki bir tarihli sözleşmeye istinaden mi kullandırıldığı araştırılmadan yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.09.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy