(6762 S. K. m. 3, 4, 1288) (3095 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16.02.2011 tarih ve 2010/199-2011/107 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla duruşma için belirlenen 26.06.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi A. D. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait ve davalı şirkete sigortalı bulunan işyerinin 11.04.2006 tarihinde meydana gelen yangın sonucunda uğradığı hasar bedelinin, usulüne uygun müracaata rağmen ödenmediğini ileri sürerek, şimdilik (90.000) TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yetki ve esas yönünden davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Dairemize ait 01.02.2010 tarihli ilama dayanılarak, davacının işyerinde meydana gelen yangın olayında bir kusurunun bulunmadığı, talep edebileceği tazminat miktarının (136.486,82) TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, (90.000) TL'nin 07.08.2006 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak sigorta hukukunun ana ilkelerine göre, mal sigortalarında sigorta sözleşmesi, rizikonun gerçekleşmesi nedeniyle ortaya çıkan gerçek zararın giderilmesi amacına yönelik olup, sigorta ettirenin zenginleşmesine bir vesile teşkil etmemelidir. Dolayısıyla mahkemece öncelikle sigorta ettirenin uğradığı gerçek zarar miktarının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu hususta davacı vekilince sunulan tespit bilirkişisi raporları ile davalı sigorta şirketinin talebi üzerine hazırlanan ekspertiz raporunda ve mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporlarında, davacının uğradığı inşaat, demirbaş ve malzeme hasarlarının miktarları konusunda çelişkiler oluşmuştur. Örneğin 09.05.2006 tarihli tespit bilirkişisi raporunda, davacıya ait iş yerinde meydana gelen giyim vs. malzeme hasarının (119.403) TL. olduğu belirtilmişken, mahkemece görüşüne başvurulan 26.09.2007 tarihli bilirkişi raporunda, aynı listede yer alan giyim eşyalarının piyasa değerinin gerçekte (84.000) TL. olduğu bildirilmiş, mahkemece hükme esas alınan 27.12.2010 tarihli bilirkişi raporunda ise gerekçesi de açıklanmadan, tespit bilirkişisi raporundaki değerin uygun olduğu belirtilmiştir. Davacı vekilince bu konuda bir kısım faturalar sunulmuşsa da, bu faturalarda yer alan mallardan bir kısmının satılmış olması gerektiği de hayatın olağan akışı gereğidir. O halde mahkemece davacıya ait iş yerinin büyüklüğü, yeri vb. hususlar da dikkate alınarak, davacının uğradığı inşaat, demirbaş ve malzeme hasarlarının miktarları konusunda, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yine taraflar arasındaki sigorta sözleşmesine göre yangın rizikosuna karşı davalı sigorta şirketince bina hasarı için (5.000) TL., demirbaşlar için (2.000) TL. ve emtialar için (100.000) TL. teminat verilmiştir. Dolayısıyla davacının uğradığı gerçek zarar miktarı bu meblağlardan daha fazla olsa bile anılan limitleri aşan kısım için davalıdan talepte bulunulamayacaktır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise özellikle bina ve demirbaş hasarları için anılan poliçe limitlerine dikkat edilmeden tazminat hesabı yapılmıştır.
Ayrıca davalı vekilince sunulan ekspertiz raporunda, özellikle bina hasarı konusunda eksik sigortanın bulunduğu bildirilmiştir. Menfaat değerinin altında sigorta olarak da ifade edilen eksik sigorta, TTK.'nun 1288 nci maddesinde düzenlenmiş olup, sigorta bedelinin sigorta menfaat değerinin altında düzenlenmesi halini ifade etmektedir. Buna göre kısmi hasar halinde sigortacı, sigorta bedelinin sigorta ettirilen menfaat değerine olan oranını hesaplamak suretiyle (proporsiyon kuralı) bu oranda indirim yaparak ödemede bulunur. Eksik sigorta incelemesi ise, sigorta poliçesi genel ve özel koşulları da dikkate alınarak, rizikonun gerçekleştiği tarihe göre tespit edilmelidir. Bina teminatının (5.000) TL. olduğu dikkate alındığında, somut uyuşmazlıkta bu konuda eksik sigortanın bulunduğu açıktır. Bu durumda mahkemece, eksik sigortanın bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve varsa davacıya ait binanın uğradığı belirlenen hasar bedelinden bu oranda indirim yapılması gerekirken, bu husus dikkate alınmadan hüküm kurulması da doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; TTK.'nun 3. maddesinde, bu kanunda tanzim olunan hususlarla bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin ticari iş olduğu, aynı Yasa'nın 4/1. maddesinde de bu kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla sigorta hukukundan kaynaklanan somut uyuşmazlık yönünden de talep halinde ticari işler için öngörülen temerrüt faizinin uygulanması gerektiği tabiidir. 3095 sayılı Kanun'un 4489 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin 2. fıkrasında arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin, T.C. Merkez Bankası'nın kısa vadeli avanslar için öngördüğü avans faiz oranına göre istenebileceği belirtilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde de ticari faiz talep edildiğine göre, mahkemece 07.08.2006 temerrüt tarihi itibariyle ticari işler için geçerli olan avans türünden temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde, 5335 S.K. ile 01.05.2005 tarihinden itibaren 3095 S.K. metninden tamamen çıkarılan reeskont faizine hükmedilmesi dahi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de kabul şekli bakımından davacı yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle de davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 5.327,60 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıdan iadesine, 28.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy