(818 S. K. m. 306)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 6.4.2011 tarih ve 2009/751-2011/168 Sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.6.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklamayla anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi A. D. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin değişik tarihlerde davalıya toplam (289.730) TL borç verdiğini, davalının ise içinde bulunduğu ekonomik durum ve ödeme güçlüğü gerekçesiyle borcunu ödemeye yanaşmadığını ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiliyle davacı şirketin herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, müvekkilinin borç almaya da ihtiyacı olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davaya konu havale dekontlarında bir açıklama olmadığından dava edilen paranın borç olarak verildiğini ispat yükümlülüğünün davacıda olduğu, zira bu şekilde havalelerin bir borç ödemesinin karinesi sayıldığı, davacının taraflar arasında ödünç sözleşmesinin bulunduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, ödünç sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Her ne kadar mahkemece karar yerinde belirtilen, davaya konu havale dekontlarında bir açıklamanın bulunmamasının, bu şekilde gönderilen paranın bir borcun ödenmesine karine teşkil ettiği ve bu karinenin aksini ispat yükümlülüğünün, parayı gönderen davacıya düştüğü gerekçesi doğru ise de, somut uyuşmazlıkta cevap dilekçesinde davacıyla müvekkilinin hiçbir akdi ilişkisinin bulunmadığını savunan davalı vekili, 12.5.2010 tarihli beyanında, müvekkilinin paranın havale edildiği hesaptan davacıya para çekme yetkisi verdiğini, zira davacının içine düştüğü mali sıkıntı sebebiyle bu ortak hesabın açıldığını, davacının hesabı dilediği gibi kullandığını, davacının kendi yatırdığı parayı müvekkilinden talep ettiğini bildirmiştir. Davalı vekilinin bu beyanı, davaya konu hesaba davacının yatırdığı paranın davacıya ait olduğunun kabulü niteliğindedir. Gerçekten de dava dışı Garanti Bankası Küçükesat Şubesi'nden gelen cevabi yazıda, davaya konu hesabın davalıya ait olduğu ve bu hesaptan davacının para çekme yetkisinin bulunduğu bildirilmiştir. Dosyaya sunulan ve noterde düzenlenen 26.4.2005 tarihli vekaletname de bu hususu doğrulamaktadır.
Bu itibarla mahkemece, anılan beyan ve deliller karşısında, yukarda açıklanan karineden davalının yararlanamayacağının ve davacı tarafından gönderilen paranın davacıya ait olduğunun, bu hususun aksini ispat yükümlülüğünün ise davalıya ait bulunduğunun kabul edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabul şekli bakımından da. davacının delilleri arasında her türlü yasal kanıt da bulunduğu halde, mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılmaması dahi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 20.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy