(6100 S. K. m. 371)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26.04.2012 tarih ve 2010/89-2012/57 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava HUMK'nın 3494 sayılı kanunla değişik 348/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten, dava dosyası için Tetkik Hakimi K1 tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin “BİSSE” ibareli markasını 09.11.1995 tarihinde tescil ettirdiğini, 112961 nolu markasının tanınmış marka olarak da tescillendiğini, sadece Türkiye’de değil, dünya çapında 26 ülkede tescilleri bulunduğunu, bazı ülkelerde sürecin devam ettiğini, davalının ise 23/07/2004 tarihinde başvurarak “…. BİSSET” ibareli markayı tescillediğini, tescilin 27/09/2005’de gerçekleştiğini, davalının da tekstil alanında faaliyet gösterdiğini ve ürünlerinin tanıtımlarında “BİSSET” ibaresini öne çıkarmak suretiyle kullandığını, tüketiciyi yanılttığını, iltibasa yol açtığını, haksız rekabette bulunduğunu ileri sürmüş ve davalının adına kayıtlı “….+ŞEKİL+BİSSET” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini,birleşen dosyada ise davalının TPE’de tescilli olan “…..+ŞEKİL+BİSSET” markasını farklı biçimlerde kullandığını, tüketiciyi yanılttığını, iltibasa ve haksız rekabete yol açtığını, ürünler üzerinde ve internet ortamındaki tanıtımlarında sair tabela vb. yerlerde markanın “BİSSET” kısmını baskın biçimde kullandığını ve bu kullanım tarzını markaya tecavüz oluşturduğunu, internet sitesindeki kullanış biçimde “….” ibarelerinin yer almadığını, markanın TPE’deki tescilinde birleşik çift “SS” harfleri olmasına karşılık fiilen ayrık “S S” olarak kullandığını, markaya tecavüz ve haksız rekabette bulunulduğunu iddia ederek, tecavüzün men’ini, 10.000 TL manevi ve 10.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini, kararın yayınlanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkilinin markasının 25., 26. ve 35. sınıflarda 23/07/2004’den beri koruma altında olduğunu ve kullanıldığını, kullanımının markaya bağlı olduğunu, markanın 29/07/2005’de sicile kaydedildiğini,davacının tanınmışlık tespitinin 28/04/2010 tarihli olduğunu, oysa iptal istenen markanın 2004 tescil tarihli olduğunu, iki tarafın markaları arasında görsel ve fonetik farklar olduğunu, dolayısıyla karıştırma ihtimalinin bulunmadığını, müvekkilinin markasında vurgunun son hece olan “SET” hecesinde olduğunu, davacı markalarında ise ilk hecede vurgu olduğunu, müvekkilinin markasındaki “BİSSET” sözcüğünün farklı bir anlam içerdiğini,müvekkili şirketin 2005 yılı Ağustos ayında kurulduğunu, davacının İzmir’de şubeleri olduğu için haberdar olduğunu, müvekkilinin İstanbul’da mağaza açmasından sonra davacının harekete geçtiğini, dolayısıyla uzunca bir süre sessiz kaldığını, müvekkilinin markaya bağlı bir kullanım sergilediğini, davacının bir zararı olmadığını, müvekkili şirketin markayı 21/06/2010’da devraldığını savunarak davanın reddini istemiştir
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının aynı veya karıştırılabilecek benzerlikte işaretler için tarihsel bir önceliği, kullanıma dayalı bir üstünlüğü elde ettiği, davalının terkine konu edilmiş markasının, birçok unsurdan oluşturulmuş bir marka olduğu, ancak içinde yer alan şekil unsurunun söz unsurları kadar ayırt edici olmadığı, davalı markasındaki esas unsurun “BİSSET” sözcüğü ile “…” sözcükleri olabileceği, davalının ürettiği gömleklerin iç yaka altlarında “BİSSET” sözcük markasını kullandığı bu durumun davalının markasının esas unsurunun “BİSSET” olduğu yargısını desteklediği, internet ortamındaki tanıtımlarında da markada “…..” unsurunun yer almadığı, ancak davacının markanın tescilinden başlayan 4 yıl 11 ay ve 10 günlük süre geçmesine rağmen basiretli bir tacir gibi markasını korumak için gerekli hukuki yollara gitmeyerek sessiz kaldığı gerekçesiyle asıl dosyadaki davalı markasının hükümsüzlüğü talebinin reddine, davalının “BİSSET” şeklinde marka etiketleri kullanması, internet ortamında, tanıtımlarında, tabelasında, bu ibareyi baskın biçimde kullanmasının tescilsiz marka kullanımı mahiyetinde olduğu, fiili kullanımı ile davacının tescilli markasının, gerek sözcük olarak gerekse kayıtlı oldukları, kullanıldıkları mallar bakımından birbirlerine karıştırılabilecek kadar benzer oldukları, davacının tescilli ve bilahare TPE’ce tanınmışlığı tespit edilen markasının ihlal edildiği gerekçesiyle de davalı şirketin markasını tescil edildiği formdan ayrılarak, ayırt ediciliğini bozarak kullanmak, markasındaki “BİSSET” esas unsurunu öne çıkararak kullanmak veya diğer unsurlardan tamamen soyutlayarak kullanmak eylemlerinin markaya tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, önlenmesine, tecavüz oluşturan durumun eski haline iadesine, tecavüzün bu şekilde giderilmesine, 4.300 TL maddi tazminatın, 5.000 TL manevi tazminatın davalı şirketten alınarak, davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tecavüz eylemi devam ettiği müddetçe zamanaşımı süresinin işlemeyecek olmasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak; mahkemece davalı adına tescilli markanın tescil tarihinden itibaren 4 yıl 11 ay sessiz kalındıktan sonra hükümsüzlük davasının açıldığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre de hükümsüzlük davası açılması 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Markanın tescilinde kötüniyetin varlığı halinde ise, dava açma hakkı süreye tabi değildir. Dolayısıyla tescilden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davacı tarafından işbu davanın açıldığı anlaşıldığına göre, yasal süre içinde dava hakkının kullanılmasının sessiz kalma yoluyla hak kaybına yol açmayacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle hükümsüzlük davasının reddi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 no'lu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 614,15 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalılara alınmasına, 08.07.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)