(1086 S. K. m. 83, 84) (6100 S. K. m. 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182) (YHGK. 14.03.2007 T. 2007/2-99 E. 2007/141 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Erbaa Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 23.9.2010 tarih ve 2010/183-2010/463 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. B. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 28.8.2006 tarihinde davalılardan Sami'nin kullandığı, minibüste yolcu olarak bulunmaktayken davalı H. A. S. yönetimindeki traktörün tuğla yüklü römorkunun traktörden kurtulup müvekkilinin içinde bulunduğu minibüse çarpması sonucunda meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin sol elinin iki parmağını kaybettiğini, bu amaçla daha önce davalılar hakkında açtıkları davanın kabulle sonuçlandığını ancak bilirkişi tarafından hesaplanan 16.438 TL'nin önceki davaya konu edilmediğini ileri sürerek, söz konusu miktarın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında davalı Ö. P. hakkında açtığı davadan feragat ettiklerini belirtmiştir.
Davalılar D... Tuğla Ltd. Şti., A... Sigorta A.Ş. ve A... Sigorta A.Ş. vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini savunmuş, diğer davalılar davaya cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 2006/313 E. sayılı dosyayla fazlaya dair haklarını saklı tutarak 1.000 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ettiği, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesiyle talebini 23.109 TL'ye çıkardığı ancak bu talebinde fazlaya dair haklarını saklı tutmadığı, dava dilekçesinde ya da talebin genişletildiği ıslah dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulmaması halinde artık davanın kısmi dava olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı ve ihtirazi kayıt bildirmemiş olan alacaklının davalının muvafakat etmesi hali dışında bu alacak bölümü yönünden ıslah veya ek dava yoluyla talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının yolcu olarak içinde bulunduğu minibüsün yaptığı trafik kazası sebebiyle uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Karar tarihi itibariyle yürürlükte olan H.U.M.K.nun 83. ve ardından gelen maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş; 83. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 84. maddede, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikatın, tahkikata tabi olmayan davalarda ise yargılamanın bitimine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Sonraki hükümler, ıslahın şekline ve sonuçlarına dair düzenlemeleri içermektedir. Sonradan yürürlüğe giren 6100 s. H.M.K.nun 176-182. maddelerinde de ıslah müessesesi düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere, ıslah, taraflardan birinin usule dair bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. Bir başka anlatımla, ıslah, iyiniyetli tarafın, davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur.
Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında, ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi, mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyeti taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin de ıslah yoluyla düzeltilmesi imkansızdır. Açık bir irade beyanıyla terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz (HGK'nun 14.1.1953 gün ve E:1/8, K:3; 14.3.2007 gün ve E:2007/2-99, K:141 Sayılı ilamları).
Mevcut bir davada ıslah yapılmış olması, dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulması kaydıyla, fazlaya dair haklar yönünden ek dava açılmasına engel değildir. Islahla müddeabih artırılırken, yargılaması süren davadaki müddeabih artırılmaktadır, uyuşmazlığın tümü için müddeabih sınırlandırılmamaktadır. Dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulması nedeniyle, ıslah edilen miktardan fazlasının ek davayla istenmesi mümkündür. Bu açıdan ıslah dilekçesinde fazlaya dair haklara değinilmemesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu durumda somut olayda, davacı vekilinin, müvekkilinin içinde bulunduğu minibüsün traktör römorkuna çarparak trafik kazasına neden olması sebebiyle daha önce açılan davada davaya konu edilmeyen miktarın tahsilini talep ettiği ve ilk açtığı davanın dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tuttuğu anlaşılmakla, yukarda açıklanan ilkeler ışığında, mahkemece işin esasına girilerek oluşacak kanaate göre olumlu ya da olumsuz bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 07.05.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy