(6100 S. K. m. 383) (6762 S. K. m. 4, 5, 563) (6102 S. K. m. 757)
Dava ve Karar: Hasımsız olarak görülen davada Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 02.03.2012 tarih ve 2012/3-2012/193 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Davacı vekili, keşidecisi O. D. olan, İş Bankası Yayla Şubesi'ne ait, toplam 17.500 TL değerindeki üç adet çekin müvekkilinin yedinde bulunduğu sırada kaybolduğunu ileri sürerek bu çeklerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davacının ödeme yasağı isteminin kabulünü müteakip evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kıymetli evrak iptalinin HMK'nun 382/3 üncü maddesinin (e) bendinde çekişmesiz yargı işi olarak öngörüldüğü, aynı Yasa'nın 383 üncü maddesinde de çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bulunmadığı için sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine, kararın kesinleşmesi ve talep halinde dosyanın yetkili ve görevli Bakırköy Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İstem, kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptaline ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 383 üncü maddesinde çekişmesiz yargı işleriyle ilgili olarak aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, TTK'nun 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK'nun 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar ve/veya HMK'da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda TTK'nun 4. ve 5 inci maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. TTK'nun 4 ve 5 inci maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK'nun 383 üncü maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğu; bu durumda TTK'nun 5 inci maddesinin başlığıyla birlikte nazara alındığında, ticaret hukukunda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu, ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır. Nitekim 6100 sayılı HMK ile aynı tarihte kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757/1 inci maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasakoyucunun iradesinin de bu yorum yönünde olduğunu göstermektedir.
Tüm bu nedenlerle, yerel mahkemenin yazılı gerekçeyle görevsizlik kararı vermesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy