(6762 S. K. m. 4, 5, 563, 669) (6102 S. K. m. 757) (6100 S. K. m. 382, 383)
Dava: Hasımsız olarak görülen davada Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.03.2012 tarih ve 2011/578-2012/103 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, keşidecisi Selçuk Ecza Deposu Tic. ve San. A.Ş., muhatabı Finansbank Çukurova Şubesi olan, 10.01.2012 tarih ve 5.000,00 TL bedelli çeki kaybedildiğini ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davanın açıldığı Adana 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen ve temyiz olunmaksızın kesinleşen görevsizlik kararı uyarınca dosyanın gönderildiği Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce yukarda tarih ve numarası verilen karar ile TTK'nun 669 vd. maddelerine dayalı işbu taleple ilgili görevli mahkemenin HMK'nun 382/2-e-6 ve 383 üncü maddeleri uyarınca sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İstem, kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptaline ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK'nun 383 üncü maddesinde çekişmesiz yargı işleriyle ilgili olarak aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Söz konusu hükümden anlaşılması gereken, aksine bir düzenlemenin varlığı halinde görevli mahkemenin bu düzenlemeye göre belirleneceğidir.
Konuya bu bağlamda yaklaşıldığında, TTK'nun 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı Kanun'un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK'nun 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu söylenmelidir. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak, bu nitelikteki davalar ve/veya HMK'da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda TTK'nun 4. ve 5 inci maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. TTK'nun 4. ve 5 inci maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK'nun 383 üncü maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğu; bu durumda TTK'nun 5 inci maddesinin başlığıyla birlikte nazara alındığında, Ticaret Kanunu'nda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olup ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır. Nitekim 6100 sayılı HMK ile aynı tarihte kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757/1 inci maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasakoyucunun iradesinin söz konusu yorum yönünde tecelli ettiğinin açık bir göstergesidir.
Tüm bu nedenlerle mahkemece yazılı gerekçeyle ve Dairemize ait bulunmayan bir karar emsal gösterilerek usul hükümleri bakımından yapay nitelikteki bir dava/iş ayrımından yola çıkılarak görevsizlik kararı verilmiş olması yerinde olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy