(6102 S. K. m. 4, 5, 563, 669, 757) (6100 S. K. m. 382, 383)
Dava: Hasımsız görülen davada Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.3.2012 tarih ve 2011/583-2012/105 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, keşidecisi Ö... Şti., lehdarı müvekkili şirket olan, 28.2.2012, 28.3.2012, 8.4.2012, 16.4.2012, 205.2012, 16.6.2012 vade tarihli bonoların kaybedildiğini ileri sürerek mezkur bonoların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, T.T.K.nun 669 vd. maddelerine dayalı ve çekişmesiz yargı işi niteliğindeki işbu taleple ilgili görevli mahkemenin H.M.K.nun 382/2-e-6 ve 383. maddeleri uyarınca sulh hukuk mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
İstem, kıymetli evrakın zayii sebebiyle iptaline ilişkindir.
1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren H.M.K.nun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işleriyle ilgili olarak aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Söz konusu hükümden anlaşılması gereken, aksine bir düzenlemenin varlığı halinde görevli mahkemenin bu düzenlemeye göre belirleneceğidir.
Konuya bu bağlamda yaklaşıldığında, T.T.K.nun 563 vd. maddelerinde düzenlenen kıymetli evrakın zayi sebebiyle iptaline dair davaların gerek 1086 Sayılı Kanun'un yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 Sayılı H.M.K.nun 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu söylenmelidir. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir. Ancak bu nitelikteki davalar H.M.K.da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda T.T.K.nun 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur. T.T.K.nun 4. ve 5. maddesinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, H.M.K.nun 383. maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğu; bu durumda T.T.K.nun 5. maddesinin başlığıyla birlikte nazara alındığında, Ticaret Kanunu'nda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olup ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır. Nitekim, 6100 Sayılı H.M.K.ile aynı tarihte kabul edilen 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757/1. maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasa koyucunun iradesinin söz konusu yorum yönünde tecelli ettiğinin açık bir göstergesidir.
Tüm bu sebeplerle mahkemece yazılı gerekçeyle ve Dairemize ait bulunmayan bir karar emsal gösterilip usul hükümleri bakımından yapay bir dava/iş ayrımından yola çıkılarak görevsizlik kararı verilmiş olması yerinde olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulüyle yerel mahkeme kararının BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 01.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy