(1086 S. K. m. 185, 193, 409)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 16/09/2010 tarih ve 2010/260-2010/326 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi V. Y. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, dava dışı malikin müvekkili aleyhine açtığı tahliye davasına davalının müdahil olarak katılmak istediğini, yargılama sırasında malikle müvekkilinin yeni bir kira sözleşmesi yaparak haricen sulh olduklarını, sulh anlaşması doğrultusunda taraflarınca davanın takip edilmediğini, ancak davalının asli müdahil sıfatı bulunmadığı halde davaya devam ettiğini ve mahkemece müdahale davasının kabulüne karar verildiğini, bununla birlikte malikle müvekkili arasında yargılama sırasında imzalanan yeni kira sözleşmesinin feshi konusunda bir karar verilmediğini ileri sürerek, davacının kiracılık sıfatının devam ettiğinin tespitini ve muarazanın giderilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, HUMK'nun 193/son maddesi uyarınca, görevsizlik kararından sonra davaya görevli mahkemede devam edilmesini isteme yetkisinin davacıya ait olduğu, davalının davacıyı görevli mahkemeye müracaata zorlayamayacağı, davacının yasal süre içerisinde bu konuda bir başvurusunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekil temyiz etmiştir
Mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de, görevsizlik kararı verilmesi üzerine kararın kesinleşmesinden itibaren 10 gün içinde veya daha öncesinde yeniden dilekçe verilmesi veya çağrı kağıdı tebliğ ettirilmesi yetkisi tek başına davacıya verilmiş bir yükümlülük değildir. Davalının da aynı yükümlülüğü yerine getirmek suretiyle davanın sonuca ulaştırılmasını talep etme hakkının ve hukuki yararının bulunduğunu kabul zorunludur. Her ne kadar HUMK'nun 193. maddesi metninden ilk bakışta başvurunun davacı tarafından yapılacağı yönünde bir izlenim uyanmakta ise de bu madde aynı Kanun'un 185/I. ve 409. maddeleri ile bir arada incelenip değerlendirildiğinde görevli mahkemeye başvuru hakkının her iki tarafa da tanınması gerekeceği sonucuna varılmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta davalı vekili yasal süresi içerisinde verdiği dilekçesiyle dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi ve gerekli işlemlerin yapılmasını talep etmiş olduğundan, uyuşmazlığın esasına girilerek bir hüküm vermek gerekirken yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.06.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy