(6762 S. K. m. 341)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 19.12.2011 tarih ve 2008/144-2011/603 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. A. Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, müvekkili şirketin hastane işletmesinin bulunduğunu, davalıların müvekkili şirketin eski yönetim kurulu üyeleri olduklarını, SSK tarafından yapılan inceleme sonucunda davalıların yönetimindeki şirket bünyesinde gerçeğe aykırı fatura düzenlenmesi ve kuruma gerçeğe aykırı beyanda bulunulması gibi fiillerin gerçekleştiğinin tespit edilerek müvekkili şirket ile SSK arasındaki sözleşmenin feshedildiğini, 84.000 TL bedelli teminat mektubunun nakde çevrildiğini, fesih sebebiyle davacı şirketin kar mahrumiyetinin bulunduğunu, davalıların yönetim kurulu üyesi olarak yapılan işlemlerden bilgi sahibi olduklarını, bu sebeple kusurlu ve sorumlu olduklarını ileri sürerek, 60.000 TL maddi tazminatın zarar tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan tahsiliyle şirkete verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 84.000 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı C. Ü. vekili, müvekkilinin belirtilen usulsüzlüklerin gerçekleştiği dönemde denetim kurulu üyesi olduğunu ancak hak ve yetkisinin bulunmadığını, yönetim kuruluna daha sonra seçildiğini bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalılar M. D., A. Y. ve S. Ö. vekili, müvekkillerinin hastaların tek tek kayıt ve işlemlerini kontrol etmelerinin mümkün olmadığını, sorumluların kayıt işlemlerinden sorumlu müdür ve şirket muhasebecisi olduğunu bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı D. G. davaya cevap vermemiş ve duruşmalara katılmamıştır.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin işlettiği hastanede 2006 yılının 10, 11 ve 12. aylarıyla 2007 yılın 1. ayı içinde yapılan usulsüz hasta muayeneleri ile bu muayenelerle İlgili olarak tanzim edilen usulsüz belgelerin varlığından dolayı davacı şirketin SSK ile mevcut sözleşmesinin feshedildiği, bunun sonucunda hastanenin sağlık hizmetleri yapma işinin yitirildiği, fesih sonucunda şirketin maruz kaldığı zarardan davalıların sorumlu oldukları, dava dosyası içeriğine göre SSK'nın davacı şirketle önceden mevcut sözleşmeyi feshetmesi sonucunda davacı şirketin 84.000 TL tutarındaki teminat mektubunun nakde çevrilmesinden dolayı doğan zarardan davalıların sorumluluğunun bulunduğu, fesih sebebiyle yoksun kalınan kazanca dair iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın kabulüyle 84.000 TL'nin dava ve ıslah tarihlerinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı C. Ü. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacı şirketin eski yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
6762 Sayılı T.T.K.'nun 341. maddesi uyarınca yöneticiler hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için şirket genel kurulunun bu konuda karar alması ve davanın da denetçiler tarafından açılması yahut denetçilerin açılan davaya muvafakatlarının sağlanması gerekir. Bu durum, dava şartı olup, öncelikle bu hususlar irdelenmelidir. Somut uyuşmazlıkta davadan önce şirket genel kurulunca dava açılması konusunda bir karar alındığı, şirket adına davanın 29.1.2008 tarihli vekaletnameyle açıldığı, ancak vekaletnameyi veren R. A. ve T. Z.'nın vekaletnameyi verdikleri tarih itibariyle denetçi olmadıkları anlaşılmaktadır. Oysa T.T.K.'nun 341. maddesi gereği davanın denetçiler tarafından verilen vekaletnameyle açılması zorunludur. Bu durum usuli bir noksanlık olup, yargılama sırasında giderilmesi mümkün bulunduğundan mahkemece, davacılar vekiline, denetçilerden alacağı vekaletnameyi ibraz etmek üzere süre verilerek, ibrazı halinde işin esasına girilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yukarda açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın davanın görülüp sonuçlandırılması doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre mümeyyiz davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 21.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy