(6098 S. K. m. 581)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Hadim Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 11.04.2012 tarih ve 2008/150-2012/42 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mehmet Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiliyle dava dışı borçlu M. B. arasında kredi sözleşmesi düzenlendiğini, davalıların ise kredi sözleşmesinin müşterek borçlu ve müteselsil kefili konumunda olduklarını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek icra takibi başlatıldığını, davalıların icra takibine itiraz ettiklerini ileri sürerek, 11.597,64 TL asıl alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiz ve BSMV ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı banka ile M. B. arasında 10.000 TL limitli kredi sözleşmesi düzenlendiği, davalıların kefil olarak bu sözleşmeye imza attıkları, kredi sözleşmesi 10.000 TL limitli iken geri ödeme planında 15.000 TL olarak hesap edildiği ve vadesinin 24 aydan 36 aya çıkartıldığı, borca esas sözleşmenin üçüncü kısmının dördüncü maddesinde kefilin sorumluluğu ile ilgili olarak banka asıl borçluya başvurduktan sonra kendisinden borcun ifasını isteme hakkına sahip olduğunu kabul eder şeklindeki düzenleme ile alacaklı bankanın ilk önce asıl borçluya başvurduktan sonra kefile başvurabileceği hususunun düzenlendiği, alacaklı bankanın sözleşmedeki asıl borçluya ve davalı kefillere aynı anda takip başlattığı, gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, banka kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı banka vekili, müvekkili ile asıl borçlu arasında kredi sözleşmesi düzenlendiğini, davalıların sözleşmenin kefili olduklarını ileri sürmüş, mahkemece yapılan yargılama sonunda, kredi sözleşmesi hükmüne atıf yapılarak davanın reddine karar verilmiştir. Buna karşın söz konusu kredi sözleşmesi hükümleri incelendiğinde, müteselsil borçlu ve kefillere başvuru öncesinde asıl borçluya başvurulacağının düzenlendiği, bu kapsamda asıl borçludan tahsilat yapılamaması şartının mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, değinilen sözleşme hükmünün, gelinen aşama itibari ile davalılar hakkında icra takibi yapılmasına ya da dava açılmasına engel teşkil etmediği göz önüne alınarak sonuca gidilmesi gerekirken, açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 03.07.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy