(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 275) (6100 S. K. m. 266)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 26.4.2012 tarih ve 2011/917-2012/739 Sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkil şirkete sigortalı bulunan iş yerinde raf çökmesi sonucu üretim amaçlı stoklanmış malların bir bölümünün hasarlandığını, hasar bedelinin 6.517,14 TL'sinin 21.4.2008 tarihinde ibraname karşılığında sigortalıya ödendiğini, davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalının borca itiraz ederek takibin durmasını sağladığını ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına, %40 dan az olmamak üzere inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, itirazın iptali davasının bir yıl dolduktan sonra açıldığını, dava dışı sigortalı şirketle müvekkili şirket arasındaki anlaşmaya göre istifleme raf ve ranzalarının imalinin yapıldığını ve yapılan imalatın BMC yetkilileri tarafından kontrol edilerek iş teslimi yapıldığını, meydana gelen hasarda müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı vekilinin dava dilekçesinde ve delil listesinde bilirkişi incelemesini delil olarak göstermediği, mevcut deliller dikkate alındığında meydana gelen hasarın neden kaynaklandığının tespit edilemediği, raflarda arıza ya da üretim hatasının bulunup bulunmadığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava sigorta rücu davası niteliğinde olup uyuşmazlığın çözümü davalı tarafından imal ve montajı yapıldığı anlaşılan imalatın ayıplı olup olmadığının saptanmasıyla mümkündür. H.U.M.K.nın 275. maddesi ve H.M.K.nın 266. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiği hallerde bilirkişinin rey ve mütalaasının alınması gerekir. Somut uyuşmazlık, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgi ve tecrübeyle çözülebilecek nitelikte olmayıp hakim gerektiğinde resen dahi bilirkişi incelemesi yaptırabilir. Nitekim davacı vekili de, 26.4.2012 tarihli celsede, dava dilekçesinde belirtilen diğer delillerin toplandığını bildirerek bilirkişi incelemesi talebinde bulunmuş, davalı tarafça da bu hususa açıkça karşı konulmamıştır. Tüm bu durumlar muvacehesinde, mahkemece gerektiğinde keşif yapılarak bilirkişi görüşü alınmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 09.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy