MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23/03/2017 tarih ve 2016/1137 E- 2017/258 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 30/05/2019 tarih ve 2017/1344 E- 2019/906 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı şirketin 22.09.2016 tarihli genel kurul toplantısında öncelikle şirketin bilanço ve gelir tablolarının okunup genel kurulun onayına sunulduğunu, sonrasında yeni yönetim kurulunun seçimi için oylama yapıldığını, bilançoların onaylanmasının TTK'nın 424/1. maddesine göre yönetim kurulunun ve denetçilerin ibrası anlamına geldiğini, ancak bu genel kurul toplantısında, bilançoların onaylanmasında TTK'nın 436/1. maddesine aykırı olarak yönetim kurulu üyelerinin tamamının oy kullandığını, ayrıca üyelerden %16 pay sahibi olan İdris Şahin de oy kullanmış olduğundan oylamanın seyrinde büyük etkisinin bulunduğunu, yönetim kurulunun ibrasında yönetim kurulu üyesinin kendisinin ibrasıyla ilgili işlemde oy kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, gündemde yeni yönetim kurulunun seçimi ile ilgili madde bulunmadığı halde yeni yönetim kurulu seçimi TTK'nın 413/3. maddesine uygun olmakla birlikte dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, 19.02.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan şirket anasözleşmesinde belirtildiği üzere şirket yönetim kurulu üyelerinin 2/3'ünün A grubu hissedarların teklif edeceği kişiler arasından, imtiyazlı hissedarlar arasından seçilmesi gerektiğini, ancak divanın şirket anasözleşmesine aykırı hareket etmesi nedeniyle A grubu hissedarların toplantıyı terk ettiklerini, bu sebeple oylamanın azınlık pay sahipleri arasında anasözleşmeye aykırı olarak azınlık grubu adayları da belirleyerek toplantıya devam ettiklerini, bu durumun hukuka aykırı olduğunu, şirket kurulduğundan bugüne kadar yapılan yönetim kurulu üyeleri seçiminin imtiyazlı hissedarlar tarafından gösterilen adaylar arasından, yine imtiyazlı adaylar tarafından seçildiğini, hissedarlar tarafından şirket anasözleşmesinin son toplantıya kadar bu şekilde yorumlanmış olmasının bu konuda ticari teamül oluşturduğunu, yapılan seçimin ticari teamüle de aykırılık oluşturduğunu, TTK'ya göre irade açıklamalarının yorumlanmasında teamüllerin yani üyelerce uygulanan yönetim
kurulu seçim şekli de dikkate alınacağından yapılan son seçimin TTK'ya aykırı olduğunu ileri sürerek davalı şirketin 22.09.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, yönetim kurulu üyesi İdris Şahin'in zaten ibra edilmediğini, TTK'nın 364. ve 413/3. maddesine göre yönetim kurulu üyelerinin her zaman görevden alınabileceğini, yeni yönetim kurulu üyeleri seçiminin anasözleşmeye uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan tüm delillere göre; davacıların genel kurul toplantısında iptali talep edilen kararlara yönelik her hangi bir muhalefet şerhlerinin bulunmadığı, gibi davacı tarafça muhalefet şerhinin yazdırılmasına engel olunduğu konusunda da herhangi bir iddia ileri sürülmediği, genel kurul toplantısında alınan 6 no’lu karar yönünden ise iptal davası açma şartının yerine getirilmediğinden dolayı bu maddenin iptaline yönelik talebin bu gerekçe ile reddinin gerektiği, TTK'nın emredici nitelikteki 436/1. maddesi hükmüne aykırı hareket edilmesi halinde kullanılan oyların ve dolayısıyla bu oylar ile alınan genel kurul kararının geçersiz olacağı, bu şekilde alınan kararın iptali için dava açan ortağın genel kurul toplantı tutanağında karara muhalefet etmiş ve bu muhalefeti zapta geçirmiş olmasına gerek bulunmadığı, bu sebeple genel kurulda alınan 5 no’lu karar yönünden iptal davası açma şartlarının tümünün gerçekleştiği, bu durumda yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanmalarının sonuca etkisi olup olmadığının mahkemece araştırılmasının gerektiği, davalı şirketin toplam hisse adedinin 45.000 olduğu, kullanılmaması gereken oylar çıkarıldığında geçerli oyun 30.150 hisse miktarında olduğu ve bu hisse göz önüne alındığında karar nisabının 15.076 hisseye tekabül ettiği, yönetim kurulu üyelerinin oylarının hesaba katılmaması halinde yönetim kurulunun ibrası oylamasında 10.350 hissenin evet, 19.800 hissenin hayır oyu kullandığı, hayır oyları 19.800 hisse olup karar nisabı olan 15.076 hisseyi aştığı için yönetim kurulu üyelerinin oylamaya katılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceği, yönetim kurulu üyelerinin oy kullanması veya kullanmaması halinde her iki durumda da hayır sonucunun ortaya çıktığı, bu sebeple davacının yönetim kurulunun ibra oylamasının geçersiz olduğuna ilişkin talebinin reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesinde; davaya konu genel kurul toplantısının 5. maddesinde alınan karar ile şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrasına karar verildiği, TTK'nın 436. maddesinde pay sahiplerinin kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamayacağı hallerin düzenlendiği, bu hükmün emredici nitelikte olması sebebiyle bu madde hükmüne aykırı hareket edilmesi halinde kullanılan oylar geçersiz olduğundan bu oylar ile alınan genel kurul kararları da geçersizlikle malul olacağı, toplantıda temsil olunan hisse toplamı 44.550 olup, iptali istenen genel kurul toplantısının yapıldığı tarihte ibrası oylanan yönetim kurulu üyelerinin hisse toplamı 14.400 hesaplanmış, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin ibrasının oylaması esnasında hangi pay sahiplerinin evet oyu kullandığının genel kurul toplantı tutanağının 6. maddesinin son paragrafında belirtilmiş olmakla buna göre yapılan hesaplama uyarınca TTK'nın 436. maddesinde düzenlenen oy kullanma yasağına aykırı davranılmamış olup, bu şekilde yöneticilerin ibrasına dair olarak alınan karar, karar nisabı sağlandığından davacıların bu kararın yoklukla malul olduğu iddiası yerinde görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde, iptali istenen şirket genel kurul kararı bakımından davacıların 6102 sayılı TTK'nın 446. maddesinin aradığı dava şartlarını yerine getirdiğinden söz edilemeyecek olmasına göre İlk Derece Mahkemesince verilen karar aleyhine yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın, usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 24/02/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy