MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/07/2017 tarih ve 2016/63 E- 2017/108 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce verilen 29/05/2019 tarih ve 2017/6342 E- 2019/1226 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin "KUVEYT TÜRK ALTINKART" ibareli marka için 9 ve 36.sınıflarda tescil başvurusunda bulunduğunu, fakat davalının bu başvuruya kendi adına 9 ve 36.sınıflarda tescilli "ALTINKART" markalarına dayanarak itiraz ettiğini, yaptıkları araştırmada davalının "ALTINKART" markalarını tescil ettirdiği sınıflarda kullanmadığının öğrenildiğini ileri sürerek davalı adına tescilli 2009/13198 sayılı "ALTINKART" markasının 9, 37 ve 40. sınıf mal ve hizmetlerde, 2009/38832 sayılı "ALTINKART" markasının 38,39,41,42,43,44 ve 45.sınıf hizmetlerde, 2009/62296 sayılı "ALTINKART" markasının 36.sınıfta 5 yılı aşkın süredir kullanılmaması nedeniyle iptaline, hükümsüzlüklerine, markaların sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Süslü Grup şirketlerinin bir parçası olarak kurulduğunu, 1991 yılından beri her türlü altın ve kıymetli taş ile madenlerden malul kuyumculuk malzemelerinin ticareti ile iştigal ettiğini, davalının 2009 yılında müşterilerine çeşitli ayrıcalık ve avantajlar sağlayan altınkart uygulamasını hayata geçirerek bu markayı tescil ettirdiği gibi yoğun bir şekilde de kullanarak maruf hale getirdiğini, hali hazırda 1351 müşterisi bulunduğunu, davacının kendi tescil ettirmek istediği markanın 9 ve 36.sınıflara ilişkin iken davalının bu markayı sadece bu sınıflar için değil diğer sınıflar için de iptal ettirmek istediğini, dolayısıyla davacının bu yönlerden hukuki yararı bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın dayanağının 556 sayılı KHK'nın 14.maddesi olup anılan maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından 14.12.2016 tarihli karar ile iptal edildiği, dolayısıyla davanın dayanağının kalmadığı, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda "ALTINKART" markasının 2009/13198 sayılı tescil bakımından yalnızca manyetik optik ve kozlanmış film halinde kayıt taşıyıcılarda kullanıldığı, 9.sınıf bakamından diğer mallar ile 37 ve 40. sınıflardaki hizmetlerde kullanılmadığı, 2009/38832 sayılı tescil bakımından 38,39,41,42,43,44 ve 45.sınıflarda tescil ettirildiği hizmetlerin hiçbirinde kullanılmadığı ve 2009/62296 sayılı tescil bakımından 36.sınıfta finansal ve parasal hizmetlerde kullanıldığı, 36. sınıftaki diğer hizmetlerde kullanılmadığı, kullanılmamanın haklı bir nedene dayandığına dair dosyada delil bulunmadığı, tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerinin 1/4 oranında davacı üzerinde bırakılması, 3/4 oranında davalıdan tahsilinin gerektiği, gerekçesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri istinaf etmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 24/02/2020 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davalı adına tescilli markanın kullanmama nedenine dayalı iptali istemine ilişkin olup davanın hukuki nedeni, bir başka söyleyişle, yasal dayanağı mülga 566 sayılı KHK’nın 14. maddesidir.
Söz konusu KHK hükmü, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih ve 148-189 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın RG’de yayımlanması üzerine Anayasamızın 153. maddesi çerçevesinde davanın hukuki nedeni ortadan kalkmıştır. Bu durumda, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine hükmedilmesi gerekir.
Davanın açıldığı tarihte söz konusu KHK hükmünün mevcut olması bu sonucu değiştirmeye elverişli değildir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının, dava nedeni ile dava konusu üzerinde bir etkisi yok ise de, söz konusu karar, davanın dayandığı hukuki sebebi ortadan kaldırmıştır. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bu nedenle, iptal edilen kanun yahut KHK hükmüne dayalı olarak açılan derdest (devam eden) davalara da kesin olarak etkilidir. Aksinin kabulü halinde, hukuka ve anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen bir kanun veya kanun hükmündeki kararname hükmüne dayalı olarak hüküm kurulması gibi hukuk devleti ilkesine açıkça aykırı bir duruma yol açılması kaçınılmazdır.
Yukarda da belirtildiği üzere, yasal dayanağı bulunmayan yahut açıklandığı biçimiyle hukuki nedeni bulunmayan bir davanın konusuz kaldığından, hatta ve hatta davanın esastan sonuçlanmadığından söz edilemez. Dava esastan görülmüş ve reddedilmiştir. Bu durumda, yargılama giderleri bakımından HMK’nın 331/1. maddesinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Aksinin düşünülmesi ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararı nedeniyle davanın konusunun kalmadığının kabulüyle buna dayalı olarak davanın açıldığı tarihte haklı nedenlere dayalı olup olmadığının değerlendirilmesi, haklılığın iptal edilen KHK hükmüne dayalı olarak değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle çelişkili bir yaklaşımı beraberinde getiriyor olmakla benimsenemez.
Şu halde, aksine bir kanun hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, davanın reddiyle HMK’nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesi gerekir.
Açıklanan nedenle, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy