MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Konya 1.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23/05/2017 tarih ve 2014/1025-2017/474 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı ... Holding A.Ş vekili ve Tavzih ve Tahsis kararı davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketlerin de içinde bulunduğu ... Grubu tarafından "yatırılan paraların istendiği her an geri çekilebileceği, karşılığında yüksek oranlarda faiz verileceği" garantisi ile para toplanıldığını, toplanılan paralara ilişkin başlangıçta makbuz düzenlendiğini, ancak daha sonra bu makbuzların alınarak yerine ortaklık durum belgesi, ortaklık ve hisse senedi takip formu ibareli belgelerin verildiğini, müvekkiline de 01.04.2000 tarihi itibariyle parasının şirketteki işleyişini gösteren ortaklık durum belgesi verildiğini, 50.080 DM ödenebileceğinin ifade edildiğini, müvekkili tarafından yatırılan paranın iadesinin istenmesine rağmen iade edilmediğini, para toplama işleminin hukuka aykırılık taşıdığını, davalı ...'ın yönetim kurulu başkanı sıfatıyla müvekkili zararından sorumlu olduğunu, taraflar arasında kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını ileri sürerek müvekkilinin davalı şirketlerde ortaklığının bulunmadığının tespitini, 50.080.- DM (25.605,50 Euro) karşılığı 53.397,70 TL'nin en yüksek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirketler vekili ile davalı ... vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kısmen kabulüne, davacının davalı ... Holding A.Ş. nin şirket ortağı olmadığının tespitine, 53.166,89 TL'nin 19.03.2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı şirketler (birleşme ve unvan değişikliği ile Bera Holding A.Ş.) vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili, 12.09.2017 tarihli dilekçesi ile, davalıların müvekkili alacağından müteselsilen sorumlu olduklarını, mahkemece maddi hata niteliğinde "davalılardan tahsiline" şeklinde hüküm kurulduğunu ileri sürerek hükmün "müşterek ve müteselsilen" tahsil hükmü kurulacak şekilde tashih edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, 18.07.2019 tarihli karar ile, davacının talebi yönünden tavzih ve tashih şartlarının oluşmadığı, davalı ... İnşaat Tarım ve San. İşl. Tic. A.Ş.'nin unvanının önce ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştiği, ardından ... Holding
A.Ş. bünyesinde birleştiği, ... Holding A.Ş.'nin unvanının ise Bera Holding A.Ş. olarak değiştirildiği gerekçesiyle davacının tavzih talebinin reddine, gerekçeli kararda yer alan ... Holding A.Ş. ile ... İnş. Tar. ve San. İşlt. Tic. A.Ş.'nin, birleşme ve ünvan değişikliği sonucu tek bir şirket haline gelip ünvanın da "Bera Holding A.Ş." olduğunun resen tashihine karar verilmiştir.
Mahkeminin 18.07.2019 tarihli tavzih ve tashih hakkındaki kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.
Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı ... Holding A.Ş ile ... İnş. Tar. ve San. İşl. Tic. A.Ş. vekilinin asıl hükme yönelik temyiz itirazları ile davacı vekilinin 18.07.2019 tarihli tavzih ve tashih hakkındaki karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, kararının re'sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... Holding A.Ş ile ... İnş. Tar. ve San. İşl. Tic. A.Ş. vekilinin asıl hükme yönelik temyiz itirazları ile davacı vekilinin 18.07.2019 tarihli tavzih ve tashih hakkındaki karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 25/02/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dairemiz çoğunluğunun bozma düşüncesine dayanak teşkil eden 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesi ile çeşitli kanunlara eklenen Geçici 4. madde, kanaatimce her şeyden önce, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve bu maddede öngörülen karar alma hakkıyla birlikte ele alındığında Anayasa’nın 36. maddesinde hükme bağlanan hak arama hürriyetini ihlal eden bir yasal düzenlemedir.
Öte yandan, söz konusu hüküm, yine Anayasa’nın 9. maddesindeki yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağına ilişkin hükme, kanun maddesinin kamuoyunca bilinen ve sınırlı sayıdaki sermaye şirketi ile ve bu şirketler aleyhine açılan davalarla ilgili olduğu düşünülecek olursa Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamındaki 10/4. maddesi ile yasama meclisinin bir devlet organı sıfatıyla bu ilkeye uygun hareket etme zorunluluğuna ilişkin 10/5. maddesine, yine Anayasa’nın 35. maddesinde belirtilen ve kişinin temel hak ve hürriyetleri kapsamındaki mülkiyet hakkına ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılacağına ilişkin hükme aykırı olduğu gibi, buradan hareketle, devletin, kişinin temel haklarını hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya çalışması gerekmesine karşın hak arama ve mülkiyet hakkının kullanımının önüne geçen bir düzenleme olarak ortaya çıkmış bulunması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesine, keza düzenlemenin kişinin temel hak ve özgürlükleri kapsamındaki hak arama ve mülkiyet hakkının özüne dokunan niteliği gözetildiğinde Anayasa’nın 13. maddesine, Anayasa’nın 138/3. maddesinde görülmekte olan somut davalarla ilgili olarak yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili görüşme dahi yapılamayacağı hükme bağlanmış iken dava hangi nedenle açılmış olursa olsun verilecek kararın ve hatta yargılama giderlerinin dahi ne şekilde hükme bağlanacağının düzenlenmiş olması nedeniyle söz konusu hükme de aykırı düşmektedir.
Her ne kadar Anayasa’nın 167. maddesinde devletin para, kredi, sermaye piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı öngörülmüş ise de, alınacak bu tedbirlerin herhalde Anayasaya aykırı bir kanuni düzenleme yoluyla gerçekleştirilmesi düşünülemeyecek olup aksinin kabulü Anayasa’nın başlangıç hükümlerine açıkça aykırı düşecektir.
Tüm bu nedenlerle, çoğunluk kararının dayanağı yasa hükmünün, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve buradan çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği kanısında olduğumdan çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.
Full & Egal Universal Law Academy