MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05.06.2018 tarih ve 2016/71 E- 2018/187 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nce verilen 13.03.2020 tarih ve 2019/23 E- 2020/380 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıya ait 2013/79757 sayılı ve “maxicep” ibareli marka başvurusunun, müvekkilinin Türkpatent nezdinde tescilli ve tanınmış “cep” markaları ile ayırt edilemeyecek düzeyde benzer olduğunu, davalı marka başvurusunun, müvekkilinin seri markaları ile açıkça karıştırılacağını, telekomünikasyon alanında yetkisi olan müvekkilinin seri markalarından biri sayılacağını, Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesin’de 2014/272 E. numarası ile açtıkları YİDK kararının iptali davasında mahkemenin 2011/71732 E. sayılı “maxicep” markasının hükümsüzlüğüne karar verdiğini ve kararın Yargıtay'ca onandığını, müvekkilinin “cep” ve “cep” kök seri mahiyetteki markalarını taşıyan mal ve hizmetlerden satın almak veya yararlanmak isteyen tüketicilerin başvuru sahibinin “maxicep” marka başvurusu ile idari ve ekonomik olarak bağlantı kuracağını, bu markanın müvekkili şirkete ait olduğu yönünde algıda bulunmasının kaçınılmaz olduğunu, böyle bir ibarenin tesciline izin verilmesi halinde müvekkili markalarının, markasal gücünün zayıflayacağını, müvekkili markalarının tanınmış marka olduğunu, davalı yanın marka olarak seçebileceği binlerce kelime seçeneği varken “maxicep” ibaresini tercih etmesinin kötüniyetli bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2014-M-11613 sayılı kararının iptaline, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Patent vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı asil, müvekkili başvurusu ile davacının itirazına mesnet markalar arasında benzerlik bulunmadığını, markaların kapsadıkları sınıfların da benzer olmadığını, davacının “cep” ibareli markalarının zayıf ibareli olduğunu, kötüniyet iddiasının hukuki ve fiili dayanaktan yoksun bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığı, zira "CEP" ibaresinin gelişen teknoloji ile birlikteki tüm sektörlerdeki yaygın kullanımı nedeniyle kimsenin inhisarına bırakılmasının doğru olmayacağı, anılan ibarenin ayırt ediciliğinin son derece zayıf olduğu, hal böyleyken sadece “cep” ibaresine bağlı olarak davacı yanın ayırt ediciliği yüksek bir markalar zinciri oluşturduğundan bahsedilmesinin mümkün olmayacağı, 556 sayılı KHK'nın 8/4 maddesi koşullarının da somut olayda bulunmadığı, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy